Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Her şeye ve herkese rağmen sana güzel bir haber vereyim mi sevgili okur? Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın, dik duran ve haysiyetine sahip çıkan bir toplumun sırtının kolay kolay yere gelmeyeceğine inancım tam. Çünkü biliyorum ki kol saati başkalarında bile olsa, zaman bizde.
Rasim Özdenören, Yedi Güzel Adam’dan biri. Genellikle deneme ve öykü yazarıdır. Gül yetiştiren adam tek romanıdır. Yedi Güzel Adam olarak adlandırdığımız grupla beraber belirli bir İslami çizgisi vardır. Bu kitabının da konu olarak İslami bir bakış açısına sahip olduğunu söylemek gerekir. Kitabın içerisinde iki farklı hikâye eş zamanlı işlenmiştir; Sitare ve arkadaşlarının olduğu kısım, gül yetiştiren adamın olduğu kısım olmak üzere. Çok belirli olmasa da kitabın sonunda iki hikâye birleşmiştir. Bu iki hikâyede de yazar çok karamsar bir tavır takınmış, yozlaşan toplum önünde durmaya çalışan biriyle -gül yetiştiren adam-, yozlaşmanın etkisinin görüldüğü -Sitare- birini işlemiştir.
Sitare’nin olduğu kısım:
Sitare; genç, alımlı, başına buyruk, gece hayatını seven, paragöz biridir. Benliği tam oturmamış gelgitleri olan biridir. Şimdilerde de yaygın olan “plaza dilini” kullanan biridir. Yani, Tanzimat zamanında da işlenmiş olan yanlış batılılaşmanın tipik bir örneği değil modern bir örneğidir.
Gül yetiştiren adamın olduğu kısım:
Millî Mücadeleye katılan gül yetiştiren adamımız, mücadele sonrasında beklediğini bulamamış olması fitili ateşleyen şey olmuştur. Modernizm adı altında yapılan batı hayranlığının -batının kötü yanlarını alıp iyi yanlarını almama gibi- olmaması gerektiğine inanmıştır. Kendisinin ve silah arkadaşlarının aldatıldığını düşünmektedir. Toplumun yozlaştığını kendi gözleriyle görmüş, eylemsizliğinde bir eylem olduğunu savunarak, kendisini evine kapatmıştır. Elli yıl boyunca evinde en güzel gülleri o yetiştirmiştir. Fakat yozlaşan toplum karşısında bir şeyler yapması gerektiğine inanmıştır. Ve bir gün torunuyla sabah namazı için camiye gider. Gördükleriyle bir kez daha hayal kırıklığına uğramış, sinirlenmiştir artık. Elli yıl geride bıraktığı şehir artık