Umarım hatunlara budala dediğim için hiçbiriniz bir gaflete düşüp de bana karşı tavır almaz, unutmayın ki nihayetinde ben de bir hatun kişiyim. Ancak akıllarını başlarına devşirecek olurlarsa, erkeklere göre oyuna önde başladıklarının pekâlâ farkına varacaklardır aslında. Öncelikle güzellik gibi bir değerleri var ki bu onlar için her şeyin önünde gelir. Güzellik marifetiyle zalimleri bile dize getirip mazluma çevirirler. Nereden geliyor erkeğin kaba saba gövdesi, tüylü derisi, ormansı sakalı, hasılı gençliğe zıt görünümü. Yanıt çok basit: Aklından. Hatunlara ise kanlı canlı pürüzsüz yanaklar, şuh bir ses, ipeksi bir cilt kalır ki bunlar da onları ebediyen genç kalacaklarmış gibi göstermeye yeter de artar. Erkeklerin hoşuna gitmekten başka ne beklentileri var hayattan? Yoksa neden bu kadar yıkanıp, saç baş yaptırsınlar ya da sürüp sürüştürsünler, takıp takıştırsınlar, hatta bin çeşit naz ve cilve ile kandırma sanatının erbabı olsunlar. Erkekleri, budalalık kadar kendine çeken başka ne var? Bir erkeğin kadına verdiği tavizleri bir düşünsenize! Aşkın sunduğu hazlardan olabildiğince nemalanmak için değer mi?
Kadınların cazibelerini sadece budalalığa borçlu olduklarını sanırım kimse yadsıyamaz.
Sayfa 23 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
"Sonuna dek izlenen yol insanı hiçbir yere götürmez.
Bir dağın gerçekten dağ olup olmadığını anlamak istiyorsanız ona biraz tırmanmanız yeter. Dağın tepesine çıkarsanız dağı göremezsiniz."
"İnsan inançsız yaşayabilir mi?", "Bizler önce kendimize, sonra çevremizdekilere ve giderek birlikte yaşadığımız her insana inanmaya mecbur değil miyiz?", "Yaşamın kurallarına inanmadan var olabilir miyiz?". Cevapların "evet" olması halinde ortaya çıkan şey, inancı olmayan bir insanın umutsuz, yalnız ve korku dolu olacağıdır.
"sahip olmak" ilkesine göre kurulmuş olan tüm
düzenler ve toplumsal sistemler, insanları mutlu etmekten, onları doğru tarafa yöneltip evrimleşmelerini sağlamaktan uzaktırlar, yani yanlıştırlar.