Adem Dorukkesen

Adem Dorukkesen
@ademskywalker
ASHB - Psikolog
Gaziantep
118 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
Odysseia Hakkında (Ama ben Akhilleus'çuyum)
8/10
·504 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
52 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 20:08
Odysseus, Akhilleus’tan farklı olarak gücünü kaslarından değil aklından alan, duygularını anlık patlamalarla değil kontrollü hamlelerle yaşayan bir kahramandır; İlyada’daki Akhilleus onuru zedelendiğinde her şeyi yakıp yıkarken, Odysseus hayatta kalmak için kimliğini gizlemeyi, beklemeyi, hatta yalan söylemeyi göze alır. Onun yolculuğu bir zafer yürüyüşü değil, kayıplarla ve yalnızlıkla dolu uzun bir eve dönüş sürecidir ve bu süreçte asıl sınav canavarlar değil, kendini kaybetmeden var olabilmektir. Eve döndüğünde bile hemen ortaya çıkmaz; bakar, ölçer, gezinir, çünkü Odysseus için kahramanlık her duyguyu olduğu gibi yaşamak değil, doğru zamanda doğru yüzü takabilmektir (adamın tarzı bu gerçekten bazen salak olduğunu felan düşünüyorsun okuyunca ama çok zeki :)). Zaten bu hikâyenin bugün hâlâ bu kadar güçlü olmasının nedeni de bu; yakında Christopher Nolan’ın uyarlamasıyla gelmesi de Odysseia’nın sadece bir destan değil, zamansız bir hikâye olduğunu düşündürtecek cinsten. Sonuç olarak Homeros abimizin birbirini tamamlayan bu iki eseri; İlyada ve Odysseia okunması ve dersler çıkarılması gereken kitaplardır.
OdysseiaHomeros · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20187,2bin okunma
Reklam
Achilles: Büyük Adam
9/10
·708 syf.··
Beğendi
·
2025 11. kitabı
·
55 günde okudu
·
Okunma: 12 Aralık 2025 08:24
İlyada’yı okurken insan şunu fark ediyor: Bu bir savaş kitabı değil. Bu, çok sinirli bir adamın destanı. Daha ilk dizelerde Homeros açık açık söylüyor zaten: “Tanrıça, Peleus oğlu Achilles’in öfkesini anlat.” Yani Helen falan hikâyeye sonradan girmiş gibi duruyor; asıl mesele Achilles’in canının neye, ne zaman ve neden sıkıldığı. Truva Savaşı da bu öfkenin arka fonu sadece. Kitaptaki Achilles, filmdekinden daha rahatsız edici ama aynı zamanda daha gerçek. Yarı tanrı olmasına rağmen inanılmaz kırılgan; gururu okşanmazsa dünyayı yakabilecek potansiyelde. Agamemnon’la yaşadığı mesele “kadın meselesi” gibi görünse de aslında tam bir güç savaşı. Achilles’in derdi Briseis değil, “beni kimse ikinci plana atamaz” duygusu. Ve bu duyguyu öyle bir sahipleniyor ki binlerce askerin ölmesini izleyip tek bir adım atmıyor. Kitap burada hiç romantik değil; Homeros, Achilles’i parlatmıyor, olduğu gibi bırakıyor. Kahraman ama pürüzsüz değil, hatta bayağı problemli. Patroklos’un ölümüyle birlikte Achilles’in freni tamamen boşalıyor. İlyada’daki bu dönüş çok serttir: Öfke yerini yasla karışık bir deliliğe bırakır. Hector’u öldürmesi bir “kahramanlık anı” değildir, daha çok kontrol kaybıdır. Hector’un cesedini sürüklemesi ise kitabın en rahatsız edici sahnelerinden biridir. Homeros burada okuyucuya göz kırpmaz; “bak, işte öfke böyle bir şey” der. İlginçtir, Achilles’in gerçekten insanlaştığı tek an, Priamos’un çadırına gelip oğlunun cesedini istemesidir. Tanrıların, kaderin, savaşın hepsi susar; geriye iki yaslı adam kalır. 2004 Troy filmi ise kitabın bu sertliğini biraz törpüler. Achilles daha cool, daha suskun, daha “ikonik”. Ama kitapta olan o içten içe çürüyen öfke filmde tam hissedilmez. Film, Achilles’i sevmemizi ister; İlyada ise bize “sevmek zorunda değilsin” der. Bence aradaki
İlyadaHomeros · Türkiye İş Bankası Yayınları · 20229,5bin okunma
Vasat
2/10
·176 syf.··
2021 25. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2021 23:13
Bu kitabı sırf 225 baskı satacak kadar ne yazılmış diye merak ettiğim için almıştım. Merak etmeme de gerek yokmuş. Basit bir kitap. Sürekli kendisini tekrar ediyor. Salağa anlatır gibi bir dil kullanmışlar. Düz bir YouTube konuşması ya da Wattpad yazıları gibi bir izlenim verdi. Okunmaya değer olduğunu düşünmüyorum. BEĞENMEDİM...
Edebiyat
Hayır Diyebilme SanatıMüthiş Psikoloji · Destek Yayınları · 202417,7bin okunma
8/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2021 22. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2021 13:11
Rasim Özdenören, Yedi Güzel Adam’dan biri. Genellikle deneme ve öykü yazarıdır. Gül yetiştiren adam tek romanıdır. Yedi Güzel Adam olarak adlandırdığımız grupla beraber belirli bir İslami çizgisi vardır. Bu kitabının da konu olarak İslami bir bakış açısına sahip olduğunu söylemek gerekir. Kitabın içerisinde iki farklı hikâye eş zamanlı işlenmiştir; Sitare ve arkadaşlarının olduğu kısım, gül yetiştiren adamın olduğu kısım olmak üzere. Çok belirli olmasa da kitabın sonunda iki hikâye birleşmiştir. Bu iki hikâyede de yazar çok karamsar bir tavır takınmış, yozlaşan toplum önünde durmaya çalışan biriyle -gül yetiştiren adam-, yozlaşmanın etkisinin görüldüğü -Sitare- birini işlemiştir. Sitare’nin olduğu kısım: Sitare; genç, alımlı, başına buyruk, gece hayatını seven, paragöz biridir. Benliği tam oturmamış gelgitleri olan biridir. Şimdilerde de yaygın olan “plaza dilini” kullanan biridir. Yani, Tanzimat zamanında da işlenmiş olan yanlış batılılaşmanın tipik bir örneği değil modern bir örneğidir. Gül yetiştiren adamın olduğu kısım: Millî Mücadeleye katılan gül yetiştiren adamımız, mücadele sonrasında beklediğini bulamamış olması fitili ateşleyen şey olmuştur. Modernizm adı altında yapılan batı hayranlığının -batının kötü yanlarını alıp iyi yanlarını almama gibi- olmaması gerektiğine inanmıştır. Kendisinin ve silah arkadaşlarının aldatıldığını düşünmektedir. Toplumun yozlaştığını kendi gözleriyle görmüş, eylemsizliğinde bir eylem olduğunu savunarak, kendisini evine kapatmıştır. Elli yıl boyunca evinde en güzel gülleri o yetiştirmiştir. Fakat yozlaşan toplum karşısında bir şeyler yapması gerektiğine inanmıştır. Ve bir gün torunuyla sabah namazı için camiye gider. Gördükleriyle bir kez daha hayal kırıklığına uğramış, sinirlenmiştir artık. Elli yıl geride bıraktığı şehir artık
Edebiyat
Gül Yetiştiren AdamRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 202121,6bin okunma
Eğer Dünya Dışı Bir Varlık Varsa, Bu Varlık Nasıl Olurdu?
9/10
·236 syf.··
Beğendi
·
2021 21. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2021 12:50
-Spoiler- Solaris, bir gezegen. Üzeri tamamen jelatinimsi bir sıvıyla kaplı bir okyanus. Keşfedildiği günden bugüne çeşitli teorilerin üretilmesine neden olan farklı bir varlık. Üzerine inen insanların zihinlerine girip sanrılar görmesini sağlayan varlık. Okyanusun bir bilinci vardır. Üzerindeki istasyona inen herkesin anılarını kullanarak sanrılar yaşattırmaktadır. İstasyondaki insanlar da bu sanrıyı yaşıyordur ve bir psikolog olan Kris Kelvin istasyona inmiştir. Ama Kris’te dahil, dünyadaki tüm insanlar böyle bir zekâya sahip bir canlının olacağından şüphelidirler. Kris istasyonda gariplik olduğunu sezer. Her şey darmadağınıktır. Sanrılar görmeye başlar. On yıl önce aralarındaki kavga nedeniyle intihar etmiş olan karısı Rheya’yı canlı bir şekilde karşısında görür. Bunun gerçek olmadığını zannederek Rheya’yı bir daha öldürür. Kris gibi istasyona gelen herkes farklı sanrılar görmektedir. İnsanlar, okyanusla iletişime geçmeye çalışır. Ama bir okyanusla nasıl konuşulur ki? Ağız ve uzuvlarımız yoluyla mı? Telapati veya dillerini çözmeye çalışarak mı? Ama ya dilleri, uzuvları yoksa… Ya iletişim kurmaya gereksinimleri yoksa… İnsan dışında yaşayan canlı, zeki bir varlık varsa da bizim varlığımızı biliyorsa ve bizimle farklı bir şekilde iletişim kuruyorsa, mesela sanrılarla. Ya bizden hoşlanmazlarsa… Dost çıkmazlarsa… Kitap bu soruların hiçbirine cevap vermiyor ama bu soruları sorgulatarak, düşündürüyor. Boşlukları siz dolduruyorsunuz. Ek olarak: Kitabın iki değişik versiyonda filmi bulunmaktadır. Biri 1972 Sovyet yapımı, Andrey Tarkovski tarafından çekilen film. Diğeri 2002 Hollywood yapımı, George Clooney tarafından oynanan filmdir. Ben Tarkovski tarafından çekilen filmi izledim. Film görsel efekt ve hareketlilik anlamında hiçbir şey vadetmiyor. Yaklaşık üç saat boyunca
Edebiyat
SolarisStanislaw Lem · İletişim Yayınevi · 20181,584 okunma
Reklam