Gırtlağımda bir harf büyüyor
buna dayanacağım
dişlerim kamaşıyor yıldızlardan
buna da.
Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir.
Artık yırtarak açtığımız zarflarda
ne kargış ne infilâk
yalnız
koynunda çaresiz, çıplak
isyan işaretleri taşıyan
bir ergen cesedi.
Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir
uyusam bir dağın benimle uyuduğu oluyor
her gün şehrin ortasında bir ergen ölüyor
domuzuna ölüyor bankerlere durarak
noterden onaylı kâğıtlara durarak
mevlit ilanlarına durarak.
Yunmadık saçlarını okşuyoruz, yavrum.
—Yüzümüzde dolanan bir mayhoş kahkaha-
Gırtlağımda bir harf büyüyor
gırtlağımızda.
Sarp bir güvercin düşüyor yüreğimden
buna dayanmalıyım
ölünce bir partizan gibi ölmeliyim
sabahın kuşluk vaktine savrulan
savrulan savrulan ergen ölüleri gibi.
Şehrin şarkısını söylediğim zaman
yağız bir kımıltı oluyor sesim
gençkızlıkla yarışan güvercin kanatları denize uygun adımlarla ilerler artık. deniz aynı denizdir göz açtırmaz taylara, aynı denizdir lekeleri silinmez. artık senin tüylerin sabahı diri kılar, uykuma kamalar uzatır senin tüylerin. ve o ayakları dayanıklı serçeler ezgilerimin son mızraklarıdır. bitmeyen sığınağıdır ellerimin.
işte, zehirli oklar kullanıyoruz o yanıltan savaşlarda. yıkıyoruz, yaban çiçeklerinin açtığını görüyoruz kıyıda. o kargaşalık içinde ben yıldızlara bakıyorum. çevresini soğutuyor suya düşen ay. yıkıyoruz. yıkmak, kutsal kini yürekli olmanın. iğrenmeden göklere göklere bakmak. ellerimiz saklamak ellerimizde.
işte, gökyüzüne salıverdim o çılgın kanatları, boğulanları daha da itmek için suya, ölüme ölümlüğü yakıştırabilmek için cesetlerle bezedim güzel olan her şeyi.elimin aklığında dağılıverdi kanın. elim el olmaktan çıkıverdi. çocuğun yanaklarıyla boğuşuyordu yağmur, derken yüklendik karanlık kapılarına yağmurun,
seslerle büyüyen, seslerle yıkanan güvercin kanatları denize giderdi
peki “biz” kimiz?..
işte bu ter dökmeye değerdi.. bu bir varoluş kavgası olabilirdi. bu birlik-beraberlik ortamında, bu huzurlu sokaklarda “biz kimiz” diye haykırmak bir huzursuzluk yaratabilirdi.