Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da mânen cehennemdedir. Ve her kim hayât-ı bâkiyeye ciddî müteveccih ise, saâdet-i dâreyne mazhardır. Dünyası ne kadar fenâ ve sıkıntılı olsa da, dünyâsını, Cennet'in intizar salonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder.
Kâmil insanlar, fakr ile fahretmişler. Sakın yanlış anlama! Allah'a karşı fakrını hissedip, yalvarmak demektir. Yoksa, fakrını halka gösterip dilencilik vaziyetini almak demek değildir
Öz değer insanın cinsiyetiyle, yaptığı işle, kazanılan para miktarıyla, ne kadar ünlü olduğuyla gelişen bir şey değildir. "Kendine değer vermek" aslında Yaradan'ın size verdiği varoluş değerinin farkında olmaktan geçer. Herkes doğduğu andan itibaren bir mucize ve bir değerdir.
O Mün'im-i Hakikî bizden o kıymetdâr ni'metlere, mallara bedel istediği fiyat ise, üç şeydir.
Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir. Başta "Bismillah" zikirdir. Ahirde "Elhamdülillah" şükürdür. Ortada "Bu kıymetdâr harika-i san'at olan ni'met
ler Ehad, Samed'in mucize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derketmek" fikirdir.