1985 yılı Mart ayında ünlü İngiliz besteci ve müzik bilimcisi Clive Wearing hastalandı. 'Herpes ensefaliti' denen bir beyin iltihabına yakalanmıştı. Hastalık onu öldürmedi, ama ölümden beter etti. Geçmişe yönelik belleği yedi saniyeye düşmüştü. Gözlerini her kırptığında, bir önceki gördüğünü unutuyordu. Bugüne değin hekimlerin tanık olduğu, en ciddi bellek kaybıydı bu. O an yaşadıklarını hemen unutması bir yana, geçmişinide unutmuştu, tüm geçmişini. Her uyandığında, sanki ilk kez uyanıyor gibiydi.
Onu ziyarete gelen bir psikoloğa "Beş yıl süren bir geceyi hayal edebiliyor musun?" diye sormuştu. "Rüya görmeden, uyanmadan, dokunmadan, koklamadan, duymadan, görmeden geçen beş yıl, bana kalırsa ölmüş olmalıyım."
Yaşadığını algıladığı tek olay, karısı Deborah' nın ziyaretleriydi. Ama kadın eve döndüğünde telefonuna bıraktığı mesajları dinliyordu "Seni çok özledim. Yıllardır görüşmüyoruz. Neden gelmiyorsun?" diye soruyordu adam.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
New York'lu Bayan Jill, 1965 doğumlu olup, yeryüzünde hipertimezi tanısı almış 20 kişiden biridir. Kendi geçmişiyle ilgili ayrıntıları normal kişilerin çok üzerinde bir oranla hatırlayanlara "hipertimezik" deniyor.
" Bir tarih duyduğumda, örneğin televizyondaki haber bülteninde, o günü görüyorum, tıpkı o gün nasıl gördüysem, öyle görüyorum. Bu durum beni çok yoruyor, ama elimden bir şey gelmiyor." demişti.
Bazı çocuklar kimi hafif, kimi ağır şekillerini gösteren "prosopagnosia" hastası olabilir. Onlar bırakın anne, baba ve kardeşlerini, aynadaki kendi görüntülerini dahi tanımaya bilirler. Karşılaştıkları insanları saç şekillerine, giyim tarzlarına, seslerine, şivelerine, cümle kurma özelliklerine, beden tip ve dillerine, hatta kokularına, kullandıkları gözlük vb. ayrıntılara dikkat ederek tanımaya çalışırlar.
Bu nedenle kürsüden farklı bir yerde konuştuğunuzda öğretmen olduğunuzu anlayabileceği sözcükler kullanın. Yanında biri olmadan herhangi bir yere göndermeyin. Sınıf gezilerinde yalnız bırakmayın. Gruplara ayırırken, "Ali'nin takımı" yerine "kırmızı takım" deyin. Çünkü Ali'nin yüzünü göremiyor ama renkleri ve her türlü cismi algılıyorlar. Onlar kalabalık içerisinde tanıdığı kişiler bulabilir kaygısıyla herkese yakın ve samimi davranabilir ya da kalabalık ortamlardan uzak durabilirler.
Eğer prosopagnosia' sı olan bir tanıdığınız varsa, onu her gördüğünüzde "Benim adım neydi?" diye sormayın. Belki onu iyileştireceğini sanıyorsunuz ama bu mümkün değil. Nasıl görme engellisine "bu kaç, bu kaç?" diye parmaklarınızı göstermenin bir anlamı yoksa, bunu da yapmayın. Çünkü onlar rüyalarında dahi sevdiklerinin yüzünü göremezler.
En acıklısı bu sonuncusu. Çünkü kongre katılımcıları genellikle polisti. Yetenekli ve zeki bir sosyopatın doktor ya da hakim olması gibi, polis olmasını da engelleyen hiçbir şey bulunmuyor.
Harvard Tıp Fakültesi'nde çalıştığı 25 yılını anti-sosyal davranışı incelemeye adamış Stout, onların başlıca üç özellikleri olduğunu belirtiyor.
1) Tutku, empati, aşk gibi sıradan insanların duygularına sahip değildir.
2) Vicdan azabı çekmezler.
3) Utanmaz ve suçluluk hissetmezler.
Ve bütün bunları en yakın çevrelerinden bile gizleyebilirler. Stout'a göre, eğer bu 25 kişiden biriyseniz, damarlarınızda dolaşan buzlu su öylesine gariptir, öylesine sizi yansıtmaz ki, birlikte yaşadığınız, çalıştığınız, oyun oynadığınız kimse, nasıl biri olduğunuzu hayal bile edemez.
(Klinik psikolog Dr. Martha Stout - Yanı Başınızdaki Sosyopat)
Neyse ki "her sosyopat seri katil" değildir.