#BarbaraCassin’in #Nostalji’si (İnsan ne zaman evindedir?) Odysseus , Aeneas ve Arendt üzerinden işlediği sürgün, köksüzlük, ev, dil, kabul edilme konuları aslında modern insanın dünya karşısındaki kırılgan konumunu düşünme girişimi diyebilirim . 3 özne üzerinden ele aldığı konuları bi’ toparlamaya çalışayım :
Aeneas’ın sürgünlüğü, Odysseus’un eve dönüp evi tanıyamayışı ve Arendt’in kendi anadilini koruma mücadelesi aynı büyük soruyu farklı biçimlerde yankılar:Ev nerededir ve eve dönüş ne anlama gelir?
Odysseus’un evi “aranan ev”dir. Odysseus sürekli evine dönmek ister ama döndüğünde adayı tanıyamaz,aşinalık ona yabancı gelir,hemen yeniden yola çıkar.Odysseus eve döner, ama ev artık “ev” değildir.”Evimdeyim ama buna rağmen evimde değilim.”çünkü ev zaman tarafından dönüştürülmüştür. Odysseus’un eve dönüşü aslında şunu öğretir:Ev geri dönülen yer değildir.Ev dönüşte yabancılaşan,seni tanımayan bir mekâna dönüşebilir.Ev sabit değildir; tarih tarafından aşınır.
Aeneas’ın evi “Kurulan ev”dir.Aeneas, Roma mitinin en kritik figürüdür çünkü yabancıdır,göçmendir,kendi toprağından sürülmüş bir kişidir ama Roma’nın kökeni tam da bu yabancılık üzerine kurulur: Aeneas bir “kurucu”dur ama kendi kökenine sahip değildir.Roma’nın mitolojik yapısını tekil bir kök değil, melezlik, yer değiştirme, yeniden adlandırma oluşturur.
Köken, doğuştan gelen bir “hakikat” değil; kurulan bir anlatıdır ve anlatı çoğu zaman sürgünlerin eseridir. Aeneas’ın yer değiştirmesi kökten kopuş değil,yeni bir dünyanın başlangıcı olur.Buradan çıkan sonuç ev bir yer değil;inşa edilen,yaratılan,hukuk ve dahil edilme yoluyla kurulan bir şeydir.Aeneas evin kurulduğu yerden değil, kurulduğu öyküden doğar.
Arendt’in evi “mümkün ev”dir.Arendt’in sürgün deneyimi ise Aeneas’ın kuruculuğu ile Odysseus’un