Kitap 2. dünya savaşında kore'nin japonya sömürgesi altında olduğu 1944 yılında fukuoka hapishanesinde geçiyor. Acemi inzibat vatanabe yuiçi, gaddar gardiyan sugiyama dozan, komünist isyankar çö çisu, edebiyat sevdalısı şair yun dongcu, uçurtmacı çocuk.. Her karakter o kadar güzel yazılmıştı ki her birinde savaşın acımasız etkilerini, bir insanın küçük dokunuşlarla ne kadar değişebileceğini görebiliyoruz. Altını çizdiğim etkileyici fazlaca yer vardı. Bir yerden sonra iyi, kötü ayrımı grileşiyor ve kim gerçekten doğruyu söylüyor, hakikat ne diye düşünüp duruyor insan. Kitap, savaşın yanı sıra o dönem çok tartışılan etik dışı bir olaya da değiniyor. Yazar insanlığın ne kadar acımasız olabileceğini geçmişte yaşanılan olaylarla yeniden hatırlatıyor bize. Kore edebiyatına güzel bir giriş oldu
Yun dongcu karakteri aslında o dönemde fukuoka hapishanesinde yaşamış gerçek bir insanmış. Japonya'ya okumaya gelen, naif, kitaplara ve yazmaya aşık, şair olmak isteyen bir gençmiş. Japonya'nın asayişi koruma kanunu'nu es geçmesi iddiasıyla tutuklanıp fukuoka hapishanesine götürülmüş. Yakınları büyük bir çabayla dongcu'nun şiirlerini saklamış, sonrasında kitap haline getirip yayınlatmışlar. Trajik bir hayatı varmış okurken ayrı üzüldüm, araştırırken ayrı üzüldüm. Daha önce varlığını, çabasını ve çaresizliklerini hiç bilmediğim birini kitap aracılığıyla keşfetmek güzel bir deneyimdi
"Unutmazsak geriye bakabiliriz, geriye bakabilirsek hatalarımızı görebiliriz, hatalarımızı görebilirsek kabullenebiliriz, kabullenebilirsek af dileyebiliriz, af dileyebilirsek bağışlanabiliriz ve ancak bağışlandığımız zaman yeni bir başlangıç yapabiliriz."
"Ne yapmak istediğimi ben de bilmiyorum. Ama yağmurlu bir günde bilmediğim bir sokakta şemsiyesiz yürüyen solgun bir adamı arkadan görürsem o şairi