Her zamankinden daha kalabalıklar. Kadınlar, erkekler ve yaşlılar, hepsi oradalar ve senin dışarı çıkmanı bekliyor lar. Seni sevmediklerini biliyorsun, hatta nefret ettiklerini. Gülümsemenden nefret ediyorlar, masumiyetinden, iffetli düşlerinden, dua edişinden. Seni onlardan farklı kılan ne varsa nefret ediyorlar. Onlara kaybettiklerini hatırlatıyorsun.
Zihinlerinin bir köşesinde kalan, her an rahatsızlık veren ve bir daha asla ulaşamayacakları masumiyeti hatırlatıyorsun onlara.
Yüzüne baktıklarında şehirde kaybettikleri Tanrı'nın sonsuzluğunu hissediyorlar. Yüzlerinden utanıyorlar, akşamdan kalma sözcüklerinden, saçlarından ve şehvete gömdükleri aşklarından utanıyorlar.
Senin bu kentte yaşaman acı veriyor çok zaman.
Bu sokaklarda yürümen, konuşurken insanların gözlerine bakabilecek kadar cesur olman şaşırtıyor onları. Seni bir kuyuya gömebilmek, taşlamak, korkulara sarmak, ateşe atmak ya da geçmiş zamanlardan kalma bir acının koynuna atmak istiyorlar. Her sabah güneşin doğuşunu, ayakta durarak, alnını toprağa dayayarak, avuçlarını gökyüzüne kaldırarak selamlaman şaşırtıyor.