Ben Kimim?
İlk kim başlattı bilmiyorum ama benimde yapasım geldiiii Öncelikle adım Ronahi ama telaffuz edilmediği için ve benim daha çok hoşuma gittiği için Rona deniyo tabii arkadaşlarımın taktığı mükemmel ötesi lakapları var mesela Tonahi ve Nonani yani ne alaka bilmiyom, Ronaldo diyen var ve en çok duyduğum lakap Havuç😔 13 yaşındayım 28 Şubat doğum günüm ve şimdiye kadar doğum günümü öyle aşırı abartı çok kutlamadım (2 kere küçükken kutlamıştım) ee saçma gelir belki bilmiyorum ama doğum günümü kendim organize etmeyi sevmiyorum daha çok sürpriz kutlananları seviyorum (hiç sürpriz d.g olmadı bu arada aga beee) Balık burcuyum yükselenimi tam olarak bilmiyorum çünkü doğum saatimi tam olarak bilmiyorum ama sanırım kovayım annemin ortalama o civarlarda doğdun dediği saate göre burçlar hakkında pek bilgim yok inanmıyorumda zaten ama ee burçlara ilgisi olan ve az çok bilen herkes balık burcu olduğumu söylüyo (biraz duygusalımda) Kompulsif (genel olarak OKB olarak geçiyo) ve anksiyetem var teşhisi kendim koydum😎 lslaşwöwlwlskd yani bir bilir kişiye hiç gitmedim ama çok fazla belirtileri var bu arada aslında konuşmayı çok severim aşırı konuşurum ama sadece beni doğru dürüst dinleyen biriyse diğer türlü susarım çünkü kendimi saçma bir şey yapıyormuş gibi hissederim ama ara sıra durduk yere susup düşünüyorsam ya çok kötü bir şey olmuş ve ben stres yapmışımdır ya da önemli bir şeyler düşünüyorumdur Hogwarts binam Ravenclaw ben tüm binaları seviyorum bu arada ama Ravenclaw bir ayrı favori karakterlerim Remus ve Tonks (bayılıyorum🫠) Favori şarkım yok çünkü ee çok fazla ruh hali değişikliğim oluyo yani slow bir şeyler dinlerken bir anda gidip en hareketli müziği açabilecek potansiyelim var ve dinlediğim şeyler o dönemler yaşadığım ruh halimi temsil ediyo bencee falab
1000Kitap
YA HER GÜNAHTA BİR KORONALIK VARSA?
Derler ki: Hakikat Çekirdekleri'nde geçen bu sözü, Bediüzzaman, dönemin Ankara hükümetinin içki yasağındaki (Men-i Müskirat Kanunu) başarısı üzerine söylemiştir: "Desâtir-i hikmet, nevâmis-i hükûmetle; kavânin-i hak, revâbıt-ı kuvvetle imtizaç etmezse, cumhur-u avamda müsmir olamaz." Aynı dönemde Bediüzzaman Yeşilay'ın kurucuları içinde de yeralmıştır. İşgalci İngilizlerin teşvik ettiği bu kem alışkanlığı nasihatle de gidermeye çalışmıştır. Fakat nihayetinde 1. Meclis'in aldığı karar daha etkili olmuştur. Çünkü hükümetin aldığı kararın arkasında müeyyide vardır. Nasihatin müeyyidesi yoktur. Koronayla bunu da tecrübe ettik sanıyorum. Aslında her şey bir parça imana bakıyor. İçimizdeki taşları doğru şekilde döşedikten sonra dışımızdaki en kadim alışkanlıklar bile yerinden oynatılabiliyor. Arşimed'in dünyayı zıplatmak için aradığı dayanak noktası bizde. İçimizde. Şundan birkaç ay önce kim sokakların bu hale geleceğini öngörebilirdi? Hele sokağa çıkma yasağını bizzat halkın talep eder hale geleceğini? Normalde isyan çıkarırdı böyle yasaklar. Şimdi hiç öyle bir hava yok. Hattâ uymayanları gördüğümüz zaman "Cık, cık, cık"lanıyoruz. Maske takmayanlarla kavga ediyoruz. Fazla yakınımızda duranlarla da. Bu îtikadın gücüdür. Lâkin, aman, sakın, aldanmayalım. İnsan îtikadından ibaret de değildir. [...] __Her ilim dalının terminolojisi aslında bir açıdan aksiyomudur. Kelimenin o ilim dalı konuşulurken/yazılırken "bundan sonra geleceği anlam" belirlenmiş olur. Lûgatçeden kopulur. Hatta bazen zıtlaşılır. "Ağacın kökü"nden bahsedilirken anlaşılanla bir "sayının kökü"nden bahsedilirken anlaşılan aynı şey değildir. Yine halk arasında kullanılan "tevatür" kelimesiyle hadîs ilminde kullanılan "tevatür" kavramının karşılıkları aynı değildir. Hatta bu ikisi neredeyse zıttırlar.
İtikad ve İmân
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Uluönder Gazi Mustafa Kemal Atatürk CUMHURİYET KİMSESİZLERİN KİMSESİDİR..! Demişti. Ama ne var ki siyasal dinciler aydınlamanın önünü kesmek için şeytan ile bile iş tutmuştur. Bugün şu tarkat şeyhlerinin altını kurcalayonca milyar dolar sahibi çıkıyorlar. Ama insanları müthiş hipnotize edyorlar. Misal İsmail Ağa cemaati lideri nin şifa dağıttığını söylediler fakat adamı yerden 4 kişi zor kaldırıyordu. Adamın şifa anlamında kendisine faydası yok örnek gözlerinin önünde ama şifa dağğıtığınanandılar. Atatürk ve laik ülke siyasal hiç bir dincinin işine gelmez. Köy enstitüleri kurulduğunda çarıkla buraya giren çocuklar günü gelince genelkurmay başkanı öğretmen mühendis vs işte böyle yetiştirdiler o çocukları. ATATÜRK DÖNEMİNDE KURULAN 46 FABRİKA (1923–1938) Aşağıdaki tablo, Atatürk döneminde kurulan tüm fabrikaları yıllarına göre sıralı biçimde göstermektedir. Her biri, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığının yapı taşlarını oluşturmuştur. # Fabrika Adı Kuruluş Yılı 1 Ankara Fişek Fabrikası 1924 2 Gölcük Tersanesi 1924 3 Şakir Zümre Fabrikası 1925 4 Eskişehir Hava Tamirhanesi 1925 5 Alpullu Şeker Fabrikası 1926 6 Uşak Şeker Fabrikası 1926 7 Kayseri Uçak Fabrikası 1926 8 Kırıkkale Mühimmat Fabrikası 1927 9 Bünyan Dokuma Fabrikası 1927 10 Eskişehir Kiremit Fabrikası 1927 11 Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası 1928 12 Ankara Çimento Fabrikası 1928 13 Ankara Havagazı Fabrikası 1929 14 İstanbul Otomobil (Ford) Montaj Fabrikası 1929 15 Kayaş Kapsül Fabrikası 1930 16 Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Üretim Tesisleri 1930 17 Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (Genişleme) 1931 18 Eskişehir Şeker Fabrikası 1934 19 Turhal Şeker Fabrikaları 1934 20 Konya Ereğlisi Bez Fabrikası 1934 21 Bakırköy Bez Fabrikası 1934 22 Bursa Süt Fabrikası 1934 23 İzmit Paşabahçe
Tuzcuoğlu İsyanları
Tuzcuoğlu İsyanları, 1832 ve 1834 yılları arasında Trabzon'da bulunan Bâb-ı Âli temsilcilerine karşı yapılan bir isyandır. İsyan, yerel Osmanlı hanedanının keyfi kararlarına karşı direnmeyi ve yerel Derebeylerinin haklarının iade edilmesini amaçlayan Rizeli Tahir Ağa Tuzcuoğlu tarafından yönetilmiştir. İsyanın ilk zamanlarında ve özellikle Ocak 1833'te isyancılar başarılıydı, ancak 1834'ün ilkbaharında isyan bastırılmıştır. Bu çatışma, Hazinedaroğlu ve Tuzcuoğlu aileleri arasında var olan davalarla ilişkili olmuş olabilir. Her iki aile de Derebeyiydi ve muhtemelen Laz ya da Acar kökenliydi. İki aile arasındaki kan davasının 1817 yılında Hazinedaroğlulları'nın Tuzcuoğlu Memiş Ağa'nın öldürmesiyle başladığını söylemek çok da iddialı bir yorum olmaz. Tuzcuoğlu Memiş Ağa, sonrasında yerel olarak şehit kabul edildi. Çarşamba Beyi Acaralı Osman Hazinedaroğlu, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı savaşının sona ermesiyle beraber 1.000 para kesesi karşılığında Trabzon Eyaletini satın aldı. Daha sonra Derebeylere verilen ayrıcalıkları geri aldı ve halktan zorla büyük miktarda vergi topladı. Bununla birlikte, Osman'ın vergi toplaması halk için uygunsuzdu, çünkü Ruslar bölgeye ciddi oranda hasar vermişti. Savaşın sonunda 1829'un hasadı kaybedildi ve 1830'un hasadı çok zayıf geçti. Eylül ayında Sürmene halkı vergi ödemeyi reddetti. Gelecek yılın hasadı daha da kötüydü, ancak Osman Paşa halktan 200.000 'piastre' elde etmeyi başarmıştı. Sonrasında ise vergiler 500,000 piastreye yükseldi ve neredeyse 4,000 ailenin tamamı vergi ödemeyi reddetti. Sürmene'deki rahatsızlıklardan dolayı birkaç kişi öldürüldü, ama Mart 1832'de Sürmene hala hareketliydi. Ağustos ayında, Osman Paşa oraya 7.000 kişilik bir kuvvet gönderdi. Acara Beyi, doğudan yedi bin askerlik destek sağladı. Aynı bölgelere güneyden
1000Kitap
Türklerin tarihteki din ve kültür değişimlerini incelerken pragmatik yaklaşımı görmezden gelmek imkânsızdır. Bu, sadece metafizik bir arayış değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik bir bekā stratejisidir. ​Türklerin Soğdca üzerinden bu terimleri (Uçmak, Tamu) alması sadece bir dil etkileşimi değil; Soğdlular, İpek Yolu'nun "bankacıları" ve tüccarlarıydı. Türk hakanları, bu ticari ağa eklemlenmek ve yerleşik bürokrasiyi yönetebilmek için Soğd kültürünün kavramlarını içselleştirmeyi pragmatik bir zorunluluk olarak gördüler. "Gök" ve "Yer" gibi soyut kavramları, ticaret yaptıkları dünyanın terminolojisiyle (Cennet-Cehennem) güncellediler. ​İslamiyet'e geçiş sürecinde de benzer bir muhasebe işledi. İslam'ın sunduğu "Gaza ve Cihat" fikri, Türklerin kadim "Alplık" geleneğiyle tam örtüşüyordu. ​Zarar: Eski inancın terminolojisinden kopmak. ​Kâr: Cihan hakimiyeti mefkuresine dini bir meşruiyet ve devasa bir coğrafyada geçerli bir "pasaport" kazanmak. Eğer İslamiyet'teki cennet tasavvuru, Türk'ün zihnindeki "uçmak" (göğe yükselmek) eylemiyle bu kadar kolay eşleşmeseydi, bu geçiş çok daha sancılı olurdu. Türk zihni, yabancı olanı doğrudan reddetmek yerine onu mevcut "işletim sistemine" uyumlu bir yamaya dönüştürmüştür. ​Türklerde din, genellikle devletin gücünü pekiştirdiği sürece makbuldür. Uygurların Maniheizm'i seçmesi başlangıçta yerleşik hayata geçiş ve Çin ile ilişkiler açısından "kârlı" görünse de, savaşçı ruhu öldürdüğü fark edildiğinde bu "kâr-zarar" dengesi bozulmuş ve eleştirilmiştir. ​Kısacası Türkler için bir kavramın kökeninden ziyade, "bugün benim ne işime yarıyor ve kadim kodlarımla ne kadar uyumlu?" sorusu her zaman önceliklidir. "Uçmak" kelimesinin Soğdca olması teknik bir detaydır; Türk için o artık kağanın atını sürdüğü sonsuz gökyüzüdür.
1000Kitap
Dişini karıştırsa gören, ağa paşa sanır; Garibin cebindeki bir pula kırk el uzanır. e.meral