Kendime şimdi bir başka şiirden seslensem
Önce fatihler yeminle kılıç bırakır
Sonra anneler hüngür hüngür ağlar
Bir yanımda kat kat büyüyen ağrılar var
Görünüş nasıl varlık olur. - Bir tiyatro
oyuncusu sonunda en büyük acısında, örneğin evladının cenazesinde bile, rolünün bıraktığı izlenimi ve genel sahnesel etkiyi düşünmekten vazgeçmez; kendi acısına ve bu acının dışavurumlarına, kendi kendisinin izleyicisi olarak ağlar.Hep bir ve aynı rolü oynayan ikiyüzlü biri sonunda ikiyüzlü olmaktan çıkar; örneğin gençliklerinde genellikle bilinçli ya da bilinçsizce ikiyüzlü olan rahipler sonunda doğallık kazanırlar ve sonra gerçekten, hiçbir yapmacığa gerek duymadan düpedüz rahip olurlar; ya da babanın başaramadığını belki oğul, babasının ön sıçramasından yararlanıp, onun alışkanlığını miras alarak başarır. Birisi uzun bir süre ve inatla bir şey gibi görünmek isterse, sonunda bundan başka bir şey olmak zor gelecektir ona. Her insanın mesleği, hatta sanatçılarınki bile ikiyüzlülükle, dışarıdan bir taklitle, etkili olandan kopya çekilmesiyle başlar. Her zaman bir sevecenlik maskesi takınan biri, sonunda onlar olmadan sevecenlik ifadesinin elde edilemeyeceği güleryüzlü ruh halleri üzerinde bir güç kazanır - ve sonunda bu ruh halleri de onun üzerinde güç kazanır, kendisi güleryüzlü olur.
Yetim görünce ağlardı
Bulgaristan'dan İzmir'e gelip de validesi vefat edince, babası bir daha evlenmiş. Abdullah Efendi'nin bir ablası, bir ağabeyi varmış. Uvey anneden de biraz zahmet çekmiş ki, Abdullah Efendi,
"Ben yetim büyüdüm" der; bir yetim gördü mü, ağlar, yardım etmeye çalışırdı.
Şöyle derdi:
Ben yetim büyüdüm. Yetimin kadrini Muhammed Mustafa Salallahü aleyhi ve sellem bilir ve yetimleri severdi. Niçin severdi, çünkü kendisi de bir yetimdi. Allah o büyük zatın pederini, daha annesinin karnındayken almış; sevgili validesini altı yaşındayken almış; dedesi Abdülmuttalib'i sekiz yaşındayken almış; on çocu-ğu olan Ebu Tâlib'in yanında kalmaya mecbur olmuş...
"Peygamberim, keşke benim başımı da okşasaydı..."
Mekkeliler ona, "yetîm-i Ebû Talib", Ebû Talib'in yetimi der-lermiş. Onun için, o büyük insan, yetimin ne olduğunu, yetimli-ğin ne demek olduğunu bilir... Onun için Medine sokaklarından geçerken, çocuklara selâm verir, yetimlerin başlarını okşar imiş."
Dertli kardeşimiz Abdullah Efendi, bu hüzünlü ifadesini, gözyaşları ile şöyle bitirdi:
"Ah keşke ben de o günlerde olsaydım da, Peygamberim be-nim başımı da okşasaydı..."