” Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku, şayet sana bir hisli yürek lazımsa;
Oku, zira onu yazdım, iki söz yazdımsa.”
Şimdi ben, bu yalnızlık ve terk edilmişlik âlemine her gidişimde, hem kaybolan bir geçmişe, hem kendi ellerimizle tahrip ettiğimiz ulu tarih ve ihtişamın yadımda kalan hatırasına, sessiz gözyaşlarımla ağlarım...
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzarım!(çaresiz)
Oku, şâyet sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.
Bana sor sevgili kâri’, sana ben söyleyeyim ne hüviyettedir
Şu karşında duran eş’ârım: Bir yığın söz ki, samîmiyyeti ancak hüneri;
Ne tasannu’ bilirim, çünkü, ne san’atkârım.
Şi’r için “göz yaşı” derler, onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.
Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim,
İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim.
“Afra” diye fısıldadı Gökhan.
“Efendim?”
Sesi titredi. “Ağlayamıyorum.”
Hemen cevap veremedim. Kelimeler tekrar boğazıma yığılmıştı.
“Gözyaşlarını içine akıtmaya alışmışsın.” dedim alçak sesle.
“Ben senin için de ağlarım.”