Ağlamak ve ağlayabilmek en insani özelliklerimiz değil midir? Ama nedendir bilinmez ağlamak çocuklukla özdeşleştirilir, ağlayan birini gördüğümüzde çocuk gibi ağlama deriz halbuki çocukların gülmesi, büyüklerin de yeri geldiğinde ağlamayı bilmesi gerekmektedir. Ağlamayı bilmenin Kiralık Konak kitabı ile ne ilgisi var diyebilirsiniz fakat kitabı okurken ana karakterimiz Hakkı Celis’in uzun yıllar sonra ağlaması bunları düşündürttü bana. Bu kadar kötülüğün olduğu bu korkunç dünyada en son ne zaman ağladık?
Yakup Kadri, Kiralık Konak kitabında gelenek-göreneklere tutunan Naim Bey ile artık tamamen batı özentisi, yozlaşmış damadı ve torunlarının çatışmasını anlatmaktadır. Bu kitapta tanzimat ile başlayan batılılaşmanın yanlış anlaşılıp ne kadar vahim bir gençlik meydana getirdiğini görmekteyiz. Fakat yazarımız burada siyah ve beyaz gibi bir ayrım yapmıyor, batı özentisi olan torunların (Seniha ve Cemil) ruh hallerini ve yaşadığı buhranları oldukça etkili bir şekilde okuyucusuna aktarıyor. Kendimizi kitapta kötü diyebileceğimiz karakterlerle empati yaparken bile bulabiliyoruz. Hikayemiz birinci dünya savaşı sırasında İstanbul’da yaşayan eskiden varlıklı bir ailenin etrafında geçse de her kuşağın bir öncekiyle çatışması gibi konularda zamanın ötesine geçtiğini söyleyebiliriz.
Kitabın başları ağır bir dil ile başlasa da ilerledikçe sadeleşmekte ve okuması daha keyifli hale gelmektedir. Kitabın dili, cümlelerin ihtişamı ve karakterlerin derinliği bu kitabı kesinlikle okunması gereken kitaplar arasına ekliyor.
İncelemeyi kitaptan sevdiğim alıntılar ile bitirecek olursam:
"Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi! Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zarafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı."
"Bir çocuğun içine bir utanmak kabiliyetini