Ev! Hani bazı romanlar vardır ya sizi alır hayat verdiği karakterin hayatına misafir eder. Onunla gezdirir. Evine konuk eder, arkadaşlarıyla tanıştırır. Gece vakti bir mutfak masasında sırlarını , acılarını dinlerken bulursunuz karakterin. Yormaz tam aksine daha fazla onunla olmak daha fazla okumak istersiniz… Tam böyle hissettiğim bir romandı. Seher’ in evini arayışına , acılarına , çocukluğuna , arkadaşlarına , yaşadıklarına yaşattıklarına yaşamak istediklerine Seher’ in hayatına misafir oldum. “ Ayağım acıyordu ama en çok acıyan yerim ayağım değildi. Ne var ki en çok acıyan yerlerden bahsetmek öyle kolay olmuyor” Ah Seher kalbin bu kadar acırken tüm ruhunla bedeninle bu acının hesabını kendine sorman neden ? Çocukken annesi tarafından terkedilmiş babası tarafından sahip çıkılmamış ve ömrü boyunca akarabaları tarafından ev ev gezdirilmiş bir çocuk, genç ve hala o evsizliği ile yanan yetişkin Seher.. “Ev dediğiniz dört duvar değil ki, orada sizi sevecek, saracak biri...” cümlesi ile kaç eviniz olduğunu ya da gerçekten evimiz olup olmadığını roman boyunca düşünüyorsunuz. Ogo ise onun yakın arkadaşı Seher ile Ogo İspanya’daki, Camino de Santiago’ya yürüyüşü ile başlıyor roman bu yürüyüş hristiyanların haccı olarak tanımlanıyor. Aslında bu yolculukta amaç bir şehirden diğerine varmak değil. Kişinin kendi iç dünyasına yaptığı yolculuk. Romanda da seherin çocukluğuna, evini arayışına , terapilerine yer vermiş Nermin Yıldırım. Ve bunu öyle güzel yapmış ki Seher’i , yolculukta karşılaştığı insanları ve onların hikayelerini topulumun içinden almış ve tüm çıplaklığıyla okuyucunun gözleri önüne sermiş.Yer yer güldüğüm, gözlerimin dolduğu. Nefesimi tuttuğum , hayal kırıklığı yaşadım , bol bol altını çizdiğim; Çok içten çok samimi çok derin çok sürükleyici bir kitaptı. Kesinlikle