Sanki yaşlı bir dostunuzla oturup hayat üzerine sohbet ediyormuş gibi hissediyorsunuz. Kitapta yazar, eşini kaybettikten sonra yaşadığı yalnızlığı anlatıyor. Ancak bunu yaparken sürekli hüzünlü ve karamsar bir hava yaratmıyor. Aksine, yaşadığı acıları yer yer mizahla süsleyerek okura aktarıyor.
Kitabın en hoşuma giden yanı, yalnızlık gibi ağır bir konuyu oldukça samimi bir şekilde ele alması oldu. Fournier, günlük hayatında karşılaştığı küçük ayrıntılar üzerinden yalnızlığını anlatıyor. Boş bir ev, sessiz geçen günler ya da çalmayan bir telefon gibi sıradan görünen şeyler, aslında insanın içini burkan duygulara dönüşüyor. Bu nedenle kitabı okurken zaman zaman kendi hayatınızı ve ilişkilerinizi de düşünmeye başlıyorsunuz.
Yazarın dili oldukça sade ve akıcı. Kitap boyunca uzun ve karmaşık anlatımlarla karşılaşmıyorsunuz. Bu da kitabın kolay okunmasını sağlıyor. Bazı bölümlerde gülümserken, bazı bölümlerde ise hüzünleniyorsunuz. Özellikle yazarın kendisiyle dalga geçebilen tavrı, kitabı daha sıcak ve etkileyici hale getiriyor.
Bence kitabın vermek istediği en önemli mesajlardan biri, yalnızlığın sadece yaşlı insanların sorunu olmadığıdır. İnsan bazen kalabalıklar içinde de kendini yalnız hissedebilir. Fournier de bunu oldukça başarılı bir şekilde anlatıyor. Bu yüzden kitap sadece yaşlılık üzerine değil, insanın hayat boyunca yaşayabileceği duygular üzerine de düşündürüyor.
Genel olarak Tek Yalnız Ben Değilim, kısa ama etkisi uzun süren bir kitap. Okurken hem gülümseten hem de düşündüren bir yapısı var. Eğer hayatın içinden gelen samimi hikâyeleri, insan psikolojisini ve biraz da kara mizahı seviyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Kitabı bitirdiğinizde, yalnızlığın bazen kaçınılmaz olduğunu ama onunla yaşamanın da mümkün olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.
Ayrıca