Takvimde eskiyen yaşlara...
🎂🌸🎂 Göğün ezan sesiyle yankılandığı bir vakitti Doğdum, ağladım, güldüm, büyüdüm. Bir ezanla başlayan sürgünüm Bir selayla sükuta erecek. Velhasıl ölünün dirildiği mahşer yaşına geldik. Hoş geldin!🎂🌸🎂 Bu yaşa Furuğ Furugzad şiiri yakışır. Yeniden doğan bir kız ve onun tuvale dökülen yankısı. (Modelim sınıf arkadaşım, beraber doğacağız.🌸🎂🌸) YENİDEN DOĞUŞ - İbrahim Golestan'a - Tüm varlığım benim karanlık bir ayettir seni, kendinde tekrarlayarak çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek. Ben bu ayette seni ah çektim, ah ben bu ayette seni ağaca ve suya ve ateşe aşıladım! Yaşam belki uzun bir caddedir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği, yaşam belki bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı, yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,
Doğum Günü
Seviyordu beni belki, Ben de onu... Ama gerçeklikten uzaklaştıkça, Ah, o arının zehri Ne de tatlı geliyordu.
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir ömür yetmez ki sana doymaya, ah be sevgilim...
Müzik
Bile bile ateşe yürür aşk heveslisi
Ucu sivri karanligin Batar sabahın yanık bağrına Bir kurbağa bir sinek bir yosun Bataklık yetişir gece yanağına Tüm prenses hikayeleri başlar ya ormanda Şehirde bir düğünle sonlanır çok sonra Sonsuza kadar mutlu umutlu yaşadılar denir ya İşte tam burda başlar bir garip safsata Erkek bıkar çok güzel olsa da gelini Kadın işten çocuktan yalnızlıktan kurtaramaz elini İkisinin de hayat büker belini Sonra bu hikayelerde düşünen kaşır kelini Yine de uslanmiyor gönlüm Bir aşk ki olsun sonsuz budur muradım Ben de bir garip ve yalnız olmaktan usandım Neden açılmıyor bu nasibim ah kara bahtım.
Şiir
Günlük 570
24.06.2026 Uzun zamandır yazmayı bırakmanın acısını çıkarırcasına kanattım elimi. Yazarken öylesine sıkmışım işte kalemi. İnan bana arkadaşım; Biliyordum. Hissediyordum. Ne sözleri birbirine uyuyordu ne davranışları. Seven sevdiğine kullanmaz o kelimeleri. Ben sevmediğime dâhi kullanmamıştım bir kez olsun o zehirleri. İşte günlük yazmayı bırakmamın nedenini anlatacağım dinle beni... Rüznâme-i senin içün ettim ihtitâm Ki lâyık idün yevm-i külliyanıma sen Lâkin cefâpîşem etti ruhunu feverân Anladım ki bâid-i sevdâ istersin sen Cünha saymazım çün göynüm virân Uzletimden kopardın meni zorla sen Aysarı değildir hasletim ki ne bu hüsran İnhisara müddeî hem rind-meşrepsin sen Her bir kelimede saklı olan hikaye sen. Çöz şimdi tüm bulmacayı, değil hiçbir tanıdığın ben. Hallerimi değişken buldun, her sözüm seni tartmak üzerineyken. Hani sevdiğin tüm şiirlerimden ettim ferâgât, sırf istedin diye sen. Yorgunluğum ve solgunluğum, haklılığıma kırgınlığımdan aslen. Her vakâyı hisseden benken saygımdan sustum, geldim bilmezden. Hata benim bilirim, tüm tecrübemi ve ihtiyatımı bıraktım elden. Suçlamam o kartalı yalnız uçmayı sevdiğinden... Bilinen bir hikayenin bilinen bir sonunda buldum yine kendimi. Bir zamanların meşhur beyiti sardı çevremi.
Yüreğimin Filminde Bir Koku
Ey hoş koku, sihirli çiçeklerin hatırası Bu dar evrende, bu unutuluş vadisinde Hiçbir şeyi olmayan ve hiçbir şeye ait olmayan Başıboş bir rüzgâr gibi yalnız bırakma beni Gel doldur yüreğimi görüntülerinle Defalarca kapıldım çünkü sihrine bu rüyanın Defalarca ışık saçıldı üzerime… Öyle çok öptüm ki hayatı dudaklarından Öyle çok dokundum ki alnına ölümün, Ne kadar battıysa toprağa ellerim, O kadar yeşil doğdum ben yeniden. Heyhat! Ne büyük yanılgıymış, ne büyük aldanış! Ah, bu acı anne, tüm sınır kapılarında, bütün evlerde Bütün balkonlarda, tüm yemek tabaklarında Bütün merdivenlerde, tüm kaldırımlarda Ve yataklarda, ve yastıklarda... Ah ne aptalmışım ben anne! Bir şiire benzeyecek sanırdım hayatım Oysa defalarca okşadı yüzümü şu ıslak rüzgâr Defalarca yumuşattı kinimi bu beyaz güneş Ama düşün şakağa değdiği sırada Birdenbire iniverdi gözlerime karanlık. Ne büyük yanılgı! Ne çok yanılmışım ben anne! Çünkü mumlar söner ve kör olur hep aynam Ve aman… Kanayan bir şeyler var Ve kırılan hep, -yüreğimin filminde.