Akar Guadalkuivir Portakal ve zeytin bahçelerinin gölgesinde Senin iki nehrin Granada Düşer karlardan, vadilere Ah sevda Geri gelmez bir daha Guadalkuivir kıvrımlarında Yanar tutuşur nar çiçekleri Akar nehirlerin Granada Bir kanla, gözyaşıyla öteki Ah sevda Karıştı rüzgâra Sevilla'da zarif Yollar açılmıştır yelkenlilere Senin nehirlerinde Granada İniltilerdir yüzen sade Ah sevda Geri gelmez bir daha Guadalkuivir… Çan kulesi Ve rüzgâr, limon bahçesinde. Dauro, Genil, ölü kilisecikler Nehirlerin denize kavuştuğu yerde Ah sevda Karıştı rüzgâra
İspanyol şair Federico García Lorca'nın "Küçük Vals" (Pequeño Vals Vienés) şiirinden bir bölüm aşağıda: Burada bir dansçı, ve kıskanç bir kolye, kalbi yorgun. Bir keman, bir keman, bir keman, dolu parmaklarıyla rüzgarı dolduran. Ağaçlar, ağaçlar, ağaçlar, sütlü bir suyun köpüren kurbanı. Ah, burada bir vals, bir vals, bir vals, "ölürüm" diye fısıldayan ve boynuna dolanan bir kedi. "Öleceğim" diye fısıldayan ve seni bekleyen, ağlayarak. Federico García Lorca, 20. yüzyılın en önemli İspanyol şairlerinden ve oyun yazarlarından biridir. Eserlerinde genellikle Endülüs kültürünü, aşkı, ölümü ve toplumsal adaletsizliği ele almıştır. "Küçük Vals" de onun müziğe olan düşkünlüğünü ve derin duygusal yoğunluğunu yansıtan şiirlerinden biridir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
kendisine
Nurullah Genç Sen ey şehrin yerlisi, cesur, kararlı mühür Sen ey inatçı kıskanç, alçak gönüllü ve hür Karanlık geceleri korkutsa da günahım Kızlar Kayası gibi dikilip kaldı âhım Sefere çıkanların tatlı rüyâsı mısın Rûhumun cellâdı mı, yoksa hülyâsı mısın Konuşursun, sözlerin dâre çeker canımı Susarsın, çâresizlik büyütür isyânımı Siyaha boyanınca, kanatlanır mı yürek Hangi harfin başını beliyor şimdi melek Kasîde, hangi şehrin âşiyânında güzel Bulutlu havalarda parlayan aydır gazel Yine mest, yine sarhoş bahçendeki mumyalar Canlanıyor taşların kalbinde sardunyalar Fildişinden heykel mi taşıyorsun elinde Yine bir raksın mumu yanıyor gözlerinde En hâkî denizini verdim sana ömrümün Dilediğince yıkan sularında gönlümün Sürmek mi istiyorsun masal arabasını Getireyim kapına devlerin en hasını Ölümsüz meyvesini sundum hayal bağının Dehâsında bulmuşum seni yalnızlığımın Celî bir kavis miydin, sokuldun yüreğime Hattı hümayununla sultan oldun evime Hendeseyi titretir endâmın ley-ü nehâr Bu aşkı destan gibi yazıyor fırtınalar Yüzündeki çizgiler kûfî midir sülüs mü Aradığın define İrem mi Endülüs mü
Şiir
kendisine
Nurullah Genç Sen ey şehrin yerlisi, cesur, kararlı mühür Sen ey inatçı kıskanç, alçak gönüllü ve hür Karanlık geceleri korkutsa da günahım Kızlar Kayası gibi dikilip kaldı âhım Sefere çıkanların tatlı rüyâsı mısın Rûhumun cellâdı mı, yoksa hülyâsı mısın Konuşursun, sözlerin dâre çeker canımı Susarsın, çâresizlik büyütür isyânımı Siyaha boyanınca, kanatlanır mı yürek Hangi harfin başını beliyor şimdi melek Kasîde, hangi şehrin âşiyânında güzel Bulutlu havalarda parlayan aydır gazel Yine mest, yine sarhoş bahçendeki mumyalar Canlanıyor taşların kalbinde sardunyalar Fildişinden heykel mi taşıyorsun elinde Yine bir raksın mumu yanıyor gözlerinde En hâkî denizini verdim sana ömrümün Dilediğince yıkan sularında gönlümün Sürmek mi istiyorsun masal arabasını Getireyim kapına devlerin en hasını Ölümsüz meyvesini sundum hayal bağının Dehâsında bulmuşum seni yalnızlığımın Celî bir kavis miydin, sokuldun yüreğime Hattı hümayununla sultan oldun evime Hendeseyi titretir endâmın ley-ü nehâr Bu aşkı destan gibi yazıyor fırtınalar Yüzündeki çizgiler kûfî midir sülüs mü Aradığın define İrem mi Endülüs mü
Şiir
Endülüs belgeseli
youtu.be/A3k9hCNKTDs?si=... Feryatname (1486-1487) Çıkan iner, kalkan düşer, her yükselişin var bir sonu. Niçin bunca gurur maldan, mülkten, addan sandan insanoğlu. Oluşta ne var ki olduğu gibi dursun, hiç değişmesin, Sen de gök gibisin, bir gün masmavi güneşlik, bir gün bulutlu. Bu dünya kime kalmış, yaramış ki kalsın, yarasın sana da, Yok, hiçbir çizgisinde bu yeryüzünün ölmezlik rengi ve ölmezlik kokusu. Zaman değişmek bilmez kesin ölçülü ve hükümlüdür: Geri döner, paralar sahibinin zırhını, kılıçlar ve kargılar ileri doğru işlemez oldu mu? Zaman bu, ona ne kılınç kını dayanır, ne meşhur kaleleri sultanları. Kınlar eskir, kaleler çürür, o kaleler dünyanın en sarp yurdu Gımdan olsa da; Gımdan, şahin bakışlı ve kartal duruşlu. Nerede, de bana, o taçlı hükümdarları Yemen’in? De bana, onların taçlar içinde bile taç olan taçları ne oldu?
"Kirlenmişti Babil'in bahçeleri, Erdem, fazilet insanlık kaybolmuştu. Dijital bir dünyada tribüne oynuyordu füzeler. Kravatlı caniler, gülücükler dağıtıyordu büyülü camlardan. Özgürlük herkesin hakkıydı evet, ama daha çok onların hakkıydı.(!) Çünkü onların füzeleri vardı, Uçakları, tankları Özgürlük anıtları Çünkü onlar bizden daha çok düşünüyorlardı Evet, çiçeklerle karşıklamadık onları Dostça bakmadık Bizi kurtarmaya gelmişlerdi(!) Biz yıkılmış evlerimizi gösteriyorduk, Kolu bacağı kopmuş, hayalleri kopmuş, geleceği kopmuş Çocuklarımızı gösteriyorduk. Cahildik, bilmiyorduk. Bizi kurtarmaya gelmişlerdi(!) Sarardı yapraklar soldu tüm çiçeklerim Zulüm altında savruldu tüm kardeşlerim Bir seher vaktinde bir tekbir sesinde doğ İslam güneşi üstümüze. Çok uluslu şirketler, Petrol avcıları, Evangelist misyonerler, Psikopat katiller, Netenyahu denen kuduz itin enikleri cirit atıyorlardı ortalıkta. Geçmişimizi, geleceğimizi Namusumuzu, inancımızı Yağmalıyorlardı.