lafızdan hareketle "itaat et! Yoksa cezalandırıla caksın!" veya "mükafatlandınlacaksın!" denildiğinde, sadece korkuya ve menfaate başvurulmaktadır. Bu durumda Allah , kendisinden paçayı kurtarmanın imkansız olduğu ve ebe diyen cezalandıran semavi bir jandarmaya dönüştürülmü yor mu? Bu ise bir ahlak değildir, bir din de değildir, olsa olsa bir siyasettir. Hakiki ruhaniyete bir hazırlama hiç değildir.
Çünkü hakiki ruhaniyette cehennem, All ah'tan uzaklaşmanın ve O'nun "hidayetini" kaybetmenin mecazi ifadesidir.
...Osmanlılarda bahsederken gözüm yaşarmış. Hitler derhal, 'Müftü Efendi, ecdadın Türk müydü?'diye sordu. Hitler bunu sorunca şunları söyledim:
"Hayır efendim, ecdadım Türk değildir. Fakat ben bu milleti, kendi ccdadımdan fazla severim. Eğer Osmanlı olmasaydı, İngilizler ve diğerleri, beş yüz sene evvel alem-i İslâma hakim olurdu. Osmanlı olmasaydı, Endülüs'ün başına gelen hazin akbet, bütün Arap ülkelerinin de başına gelirdi. Bu cihetten, dinimin, imanımin,namusumun, şerefimin hamisi oldukları için Osmanlıları severim Fakat biz ne yazık ki hayırsız evlat çıktık. Onlar hayırsız evladına bakan baba gibiydiler. Arap aleminden bir kurus istifadeleri, faydalanı yoktu. Bilhassa Hicaz ülkesine, asırlar boyu hayrat götürdüler. Oraların geçimini temin ettiler.Biz ne yazık ki o nimetin kadrini bilemedik,
nankörlük ettik. O yüzden de Filistin, korkarım ki ingilizlerin eline geçecek..."
İnsanlık tarihi için bir utanç sayfası olan engizisyonla Endülüs'te milyonlarca Müslümana genç ihtiyar kadın erkek demeden işkence yapa yapa soykırıma tabi tutup bebeklere dahi hayat hakkı tanımamış olmaları asla unutulmayacak bir tarih dramı, bir hukuk cinayetidir.
Kürt asıllı olduğu rivayet edilen "Ziryab" lakaplı Bağdatlı Ali Bin Nafi, Bağdat'tan ayrılıp Endülüs'e gelerek Emir II. Abdurrahman'ın sarayında onun emrine girdi.
Sahi İspanya Müslümanlarına ne oldu? Ya Sicilya Müslümanları? Bir tek kişi kalmayıncaya dek kayboldular, soykırıma tabi tutuldular, sürgüne ya da vaftiz olmaya zorlandılar.
Bir hıristiyan kaynağında geçen rivayete göre ülkesini yitiren emir, şehre hâkim tepelerden birinden son defa Elhamra'ya bakarak derin bir "ah" çekip ağlamaya başlar. Bu manzaraya şahit olan annesi Aise Sultan dayanamayıp, "Erkekler gibi savunamadığın ülken için kadınlar gibi ağlamak yaraşır" diyerek oğluna sitem eder. Günümüzde bu hadise, "Arap'ın son iç çekişi” anlamında "Ultimo Suspiro del Moro" diye bilinir.