2026 5. Kitap
Okudum. Bitti. Okumaya doyamadım. Bitmesin istedim.
Okurken hem gülümsedim hem içim burkuldu.
Bazı sayfalarda kendimi buldum.
Çocukluğumuzda susturulan her duygu, büyüdüğümüzde bir yerden konuşuyor. Kitap tam da bu suskunlukların hikayesini anlatıyor bize…
Okurken kendimle karşılaştım ve şunu anladım insanı en çok susturulan çocukluğu yoruyor ve bazı şeyler gerçekten söyleyince değil, saklayınca büyüyor.
Okurken fark ettim…
Hepimizin "söyleme bilmesinler" dediği bir şey var.
Çocukken susturulan ne varsa, büyüyünce içimizde konuşuyor. Söylemediklerimizle yaşıyoruz. İçimizde sakladıklarımızla büyüyoruz ve bazı şeyler gerçekte söyleyince değil, saklayınca ağırlaşıyor.
Ah Ethem, ah Nurten, ah Mürüvvet hangisine ah diyeyim bilmedim.
"Söyleme Ethem; söyleme bilmeyeyim"
İbrahim bin Ethem Hz.Duası🤲🌷
Allahım,🤲🌷
Beni,Senin haram kıldığın işleri yapmanın zilletinden,
Sana itaat etmenin izzet ve şerefine ulaştır."
Ve yine,
Ey Rabbim,🤲🌷
Kime bir gönül borcum varsa;
Sen ona rahmet et,hoş kıl ve güzellikler ihsân et...
Kime de bir âh etmiş isem;
Kalbime merhamet ver,davamdan geçir,onu da beni de Sen affeyle...
AMİN🤲🌷
Haydi gel sevgilim
Uzanalım toprağın altına
Çiçekler mayalansın göğsümüzde
Bu akıp giden, bu kör gidip yol giden
Kalabalıkları bu insanları
Ezen çiçekleri, bir kere bile farkına varmayan
Dökülen bu yıldızları yağmur birikintilerine
Çiğneyerek geçen bu adamları ve kadınları
Uyarmak için, bir an durdurmak için
Bu bizi terkeden, bacaları öksüz ve boynu bükük
Bırakıp giden leylekleri, o güzelim hacı leylekleri
İçimizde sonsuzluk kavislerinden izlerini taşıdığımız
Ama şimdi kendimizi zorlasak da
anımsayamadığımız tasarlayamadığımız
o kırlangıçları
Ah tekrar dönülebilir mi? yaşayabilir miyiz,
Uzansak yerin altına ve toprak olsak.
Varken verene
Osman denmez
Çok okuyunca bilene
Ali denmez
Sen gülünce gülerim diyene
Ebubekir denmez
Bizim mahalleye bir girsin de göreyim diyene
Ömer denmez
Elde tesbih ah edene
İbrahim Ethem denmez
Yoklukta buldum kaçarım diyene
Hasan Basri denmez
Bulsam uçarım diyene
Abdulkadir denmez
Yer bulsam oturacağım diyene
Ertuğrul denmez
Denmez kardeş denmez
Sen
Hafif serinlik altında
İki güzel kelam bir nefesle
Akşam eve geldiğinde
Kucağına atlayacak çocuklar
Boynuna sarılacak kadınla
Meyve tabağı ardından
Tam tekmili huşu hayalinde
Ah ederken dava diyorsun
Bekle kardeş
Bekle
Ölüm senin de kapını çalacak
*Cüneyt Sezer*
-Hadi hadi acele et oğlum, geç kalıyoruz. Her Cuma vakti bunu yapmazsan olmuyor!
Evet, şu yaşıma geldim değişmeyen telaşelerden biri bizim evde Cuma telaşesi. Benim değil de, babamın telaşesi. Bana kalsa Cuma hutbesine yetişsem kafi. Öyle ya, ben modern Müslümanım; ona kalsa sünneti kılmayan gavur gibim bir şey oluyor!
Yine geldim köyüme. Bir zamanlar yollarında gezip, bahçelerinde yuvarlandığım köye şimdi boyumca çocuğumla geldim. He, bir de hanım. Hanımı unutmamak lazım; okursa buraları “beni unutmuşsun” diye kızabilir ki, hafazanallah!
Cuma namazı buralarda büyük bir meseledir. İslam’da anlatılan Cuma namazının faziletleri, hikmetleri burada bir bir yaşanıyor. Hani Cuma cem olmak, toplanmak ya işte bu hikmet buralarda vücut buluyor. Çünkü buralarda evden eve bazen bir kilometre yol olabiliyor. Ancak Cuma namazında cemaat bir araya toplanıyor. Sair günlerde edepli köy halkımız hocamızı asla rahatsız etmezler! Gerçi artık buralarda ezan “merkezi sistem” denen abuk subuk bir mevzuyla oluyor, hoca da pek rahatsız da olmuyor ya, neyse. Merkez sistem de ne demek diye Google’a bakmayın gençler, ben söyleyeyim: “Ezanın taaa şehir merkezinden okunup buralardan seslendirilmesi.” Biz ne biliriz beyim böyle işleri, elbet devletimiz daha iyi bilir! Biraz da Doğu ağzı yapıp, devletimize ters selam çaktıktan sonra mükemmel hikayemize devam edebiliriz.
Köye yeni çıktık. İstanbul’dan burası 1000 kilometre. Abartı bin değil ha, gerçekten 1000 kilometre. Yolun meşakkatini anlatmaya hacet yok sanıyorum kilometreyi söyledikten sonra. Hele hele Karadeniz yollarının virajlarının meşakkati, o çılgın ezber şoförlerin cesaretini hiç anlatmıyorum; gerek yok. Ama Cuma namazı meşakkat dinlemez. Hemen hazırlanıp yola düçar olmak gerekiyor. Benim hazırlanmamı babam “salaklanmak” olarak anlatırdı