İnandırıcı olmak gerekmiyor mu?
Yazarken mi?
Evet. Özellikle yazarken
Özellikle yazarken, hiçbir şey gerekmiyor.
İnandırıcı olmak ise, özellikle gerekmiyor.
Peki ne gerekiyor?
Sözcüklerin sesi dinlemek. Kalemin sesini dinlemek.
Ve (tabii) kendi iç sesini dinlemek.
Tümü bu kadar mı?
Hayır ama bu kadarı da yeter.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hayat soğudu.
Hava soğudu mu dedin?
Hayır, soğuyan hayat
Yaraların mı sızlıyor?
Yaralarım, evet.
Dayanılır gibi değil, öyle mi?
Evet, aynen.
Zavallı insan.
Bunun insanlıkla ne ilgisi var?
Peki neyle ilgisi var?
Yaralarımla. Yalnızca o kapanmak bilmeyen, gövdemi kemiren yaralarımla.
Adamın kocaman, nasırlı, terli sol avucunda, ufacık, terli, titreyen kızının eli. Öbür elinde kartondan bir bavul. Kızın elinde kulağından tuttuğu küçük ayısı, yürüyorlar. Durağa daha çok var, diyor kız. Böyle hızlı hızlı yürüme. Çabuk ölürsün.
Aile arşivinden bulduğum bir belgeye göre
büyükbabam Büyük Savaşta şehit düşmüş.
Bir başka belgeye göre, savaş sırasında askerden kaçtığı için kurşuna dizilmiş.
Bir üçüncü belge daha var ki, o da, büyükbabamın döşeğinde öldüğünü yazıyor.
İlginç olan, her üçünde de, büyükbabamın ölüm yeri ve tarihi aynı.