rengarenk dünyada bir adam gezer;
ne zengin ne fakir, ne mümin ne zındık.
hiçbir gerçeğe dalkavukluk etmez! hiç bir yasayı tanımaz!
cesur ve üzgün, bu alacalı dünya da kimdir bu adam?
Ekmek Şarap Sen ve Ben
Birde sabahın dördü
Dışarda kar
Odamız ılık
Gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
Anlattın bana ağzı sarımsakı kokan bir çocukla yattığını
Aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını
Kıskandım Gogeni Tahitilim
Terlemiş vücudunu silerken
Cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
Saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
Güneşi doğurmuştu ölü cisim
Martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
Nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
Sam yelim Sahra-i kebirim
Kahrettim her şeye o gün
Babanın çarap çanağına, Gogen'e, kadere, sana, bana birde gittiğin arabanın tekerine
Ne diyordum arkadaş...
Diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
Ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
Daha sonra yaparım hayatın felsefesini
Sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni
Bazen kadın hamamında tellak...
Bazen Cristof Kolomb
Napolyon'ken düşünürüm elbede geçen günleri
Timur'ken Beyazıt'ı yenişimi...
Bir kere Aristo'nun hocası olmuştum
Ona verdiğim dersle gurur duymuştum
Bazen Jan Dark'ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
Bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum
Frida kahlo şu sözlerle bizi anlatmış olabilir mi?
Çok karışığım.
Bir yanım olabildiğince huzursuz ve yorgun.
Diğer yanım mucizelere ve düşlerin gerçek olabileceğine hala inanıyor ve heyecanını koruyor.
Bu iki yan arasında ben eziliyorum.
Rengarenk Dünya ‘ da bir adam gezer; ne zengin ne fakir , ne mümin ne zındık . Hiç bir gerçeğe dalkavukluk etmez! hiç bir yasayı tanımaz! Cesur ve üzgün , bu alacalı Dünya da kimdir bu adam ?