B A Y I L D I M
8/10
·112 syf.·
2024 68. kitabı
Bazı kitaplar sadece okunmaz; Akdeniz’in o hem canlı hem melankolik sokaklarında, sinematografik bir rüyanın içinden geçilerek yaşanır. Antoni Casas Ros, bu sarsıcı eserinde matematiğin soğuk formüllerini şiirin sıcaklığıyla eritiyor ve acıyı saf bir estetiğe dönüştürüyor. Roman, feci bir kaza sonrası yüzünü kaybedip gecenin loşluğuna sığınan bir matematikçi ile toplumun kıyısındaki sıra dışı, marjinal ruhların rehberi Lisa’nın yollarını kesiştiriyor. Bu tuhaf ve kalıpları yıkan karakterlerin adımları, okuyucuya buram buram İspanya sokaklarında geziniyormuş hissi veriyor. Sayfalar arasında Pedro Almodóvar sinemasının o cesur, kuralsız ve rengarenk dokusu kelimelerle yeniden hayat buluyor. Yazarın önümüze fırlattığı teorem ise kitabın bittiği yerde bile zihinde dönüp duruyor: "Korkunç veya çirkin bir şeyi güzelliğe çevirmek için ona yeterince uzun süre bakmak yeterlidir." Kusurlu olanın içindeki o gizli kutsallığı keşfeden roman, "Ahenk = Kaos" denklemiyle hayatın vahşi ritmini fısıldıyor. Yaralarını Almodóvarvari bir estetikle taçlandırmak, Akdeniz ikliminin o gizemli gece yürüyüşlerinde tuhaf karakterlerin izini sürmek isteyenler için sarsıcı, deneysel ve büyüleyici bir başyapıt.
Almodovar TeoremiAntoni Casas Ros · Sel Yayıncılık · 2013945 okunma
“Maziden kalan okumalardan…”
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
BABIALİ HATIRALARI MAHMUT YESARİ Mahmut Yesari Babıali'ye bir ayna tutmuştur. Bu aynadan yansıyanlar okuduğum kitabın içerisindedir. Eser beş bölümden oluşmaktadır. Mahmut Yesari'nin gazete ve dergilerde kalan çeşitli yazılardan seçilmişler. İstanbul ve matbuat dünyasını yakından tanıyan yazar; İstanbul'da hayata tutunmaya çalışan Babıali emekçilerini, şair ve yazarları, hayatları ve eserleri ile tanımış, farklı edebi mekanlarda bulunup onlarla sanat sohbetleri yapmış, bilgi ve birikimlerini de tanıklıklar vasıtasıyla parça parça neşretmiştir. Mahmut Yesari yıllarca çilesini çektiği Babıali yayıncılık alemini anlatırken kimi eğlenceli, kimi üzücü olayları kaleme almış. Telif hakkı uğruna çekilen çilelere üzüldüm. Çanakkale Savaşı sırasında Anafartalar'da görev yaparken tebdilihava için geldiği İstanbul'da tiyatro yazmaya başlamasını, basın dünyamızın bilinmeyen yönlerini, nam salmış kalemlerle geçmiş hatıralarını yazması o döneme ışık tutmuş. Mahmut Yesari, yakın dostu Reşat Nuri Güntekin ile birlikte mizah dergisi "Kelebek"i büyük bir ahenk ve samimiyet içinde çıkarmış; bu dergiye hem çizimleriyle hem de kaleme aldığı yazılarla katkıda bulunmuştur. Aralarında çok tatlı bir dostluk varmış. Uyarlama olarak adapte ettiği "Fidan Zehra" adlı eseri ise Faruk Nafiz Çamlıbel tarafından pek beğenilmemiş, hatta dudak bükülerek karşılanmış. Yazarın kimi zaman hikaye ve romanlarında anlattığı karakterlerin okurlar tarafından üzerlerine alınması, ona tehdit mektupları ve serzenişler olarak geri dönmüş; ayrıca Matbuat Müdiriyeti tarafından kaleme aldığı oyunlara sansür ve yasaklar getirilmiş (her bir şeycikler yasak ve sakıncalı ). Muhsin Ertuğrul'un Darülbedayi'den ayrılıp kendi kumpanyasını kurduktan sonra Yesari'nin eserlerini sahnelemesi ve telif hakkını kuruşu kuruşuna
Edebiyat
Bâbıâli HatıralarıMahmut Yesari · Can Yayınları · 201932 okunma
Reklam
Yiten bu İşte
8/10
·140 syf.··
2026 20. kitabı
Nilgün Marmara’nın 1977–1987 yılları arasında yazdığı şiirlerin kronolojik olarak bir araya getirildiği kitap. Şiirlerin çoğunda klasik anlamda bir ahenk ya da akış beklemek mümkün değil. Yoğun imge kullanımı, metaforik anlatım ve parçalı bir dil hakim. Bu yüzden kitabı okumak, çözmekten çok yavaş yavaş içine girmeyi ve duyguyu hissetmeyi gerektiriyor. Dikkatli okundukça şiirlerin kendi iç mantığı ve duygusal bütünlüğü daha iyi anlaşılacaktır. Kitap ilerledikçe şiirlerin dili de değişiyor. Daha olgun fakat buna karşın daha karanlık ve giderek daha depresif bir tona evriliyor. Özellikle son bölümlerde, sadece bir ruh halini değil, aynı zamanda yaklaşan bir dağılmayı da hissetmek mümkün. Kitabın sonuna yaklaştıkça Nilgün Marmara’nın yaşamına dair trajik sonu da sezgisel olarak hissettim. “Biz rengin değil / Ara rengin peşindeyiz.” Bu dizelerde Marmara’nın, hayatı siyah-beyaz kesinlikler yerine gri alanlar, sorgulamalar ve belirsizlikler üzerinden anlamaya çalıştığını görüyoruz. Ancak bu sürekli arayışın ve hiçbir kesinliğe tutunamamanın zamanla bir iç sıkışmaya ve karamsarlığa dönüştüğünü de hissettim. “Yabancıların en yakınıydın sen.” Dizesi, onun iç dünyası ile dışarıdan algılanışı arasındaki kopuştur. Eşinin onun için söylediği şu ifade: “Şiir yazdığını bile bilmezdim, bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı.” İç dünyasında yaşadığı kırılmaların en yakınındakiler tarafından bile fark edilmediğinin kanıtıdır. Bu da şiirlerinde sıkça karşılaşılan yalnızlık ve yabancılaşma duygusunu daha anlamlı kılıyor. Daha aslında üzerine detaylı düşünülmesi gereken pek çok dize var. Ancak, son olarak incelememi Marmara'nın intihar mektubundan bir kesit ile bitireceğim: “Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte.”
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)Nilgün Marmara · Everest Yayınları · 20184,765 okunma
“Maziden kalan okumalardan…”
10/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
MUTLAK PEŞİNDE HONORÉ DE BALZAC Josephine & Balthazar... Birbiriyle ahenk içinde, huzurlu, mutlu, aşık, variyetli bir aile kurmuş, 17 yıl boyunca mutlu yaşamışlardır... Taa ki Balthazar'ın bir gün kimyanın güzel dalı Simya'yı keşfettiği güne kadar. Her dahi birazcık da delidir mantığıyla anlatılan eserde Balthazar'ın ideali uğruna ailesini, servetini kaybedişi işlenmektedir. Josephine bu asil ruhlu yüce kadına sonsuz bir saygı duydum... Balthazar'ın inadı ise beni okururken çılgına çevirdi. ************ Balzac’ın "Mutlak Peşinde"eseri, onun "İnsanlık Komedyası" serisinin felsefi çalışmalar ayağındaki en güçlü halkalardan biridir. Balzac, bizleri sadece bir simyacının laboratuvarına değil, insan ruhunun en karanlık ve takıntılı dehlizlerine götürüyor. Balthazar’ın maddedeki mutlak sırrı bulma arzusu, aslında insanoğlunun sınırlarını aşma çabasının trajik bir tablosudur. İdealizmin delilikle, dehanın ise acımasız bir bencillikle birleştiği bu sarsıcı roman; bittiğinde insana 'insanın asıl mutlak arayışı, yanı başındaki sevgi olmalıdır' dedirtiyor. ********* Balzac eserin girizgahında kendisini yaptığı uzun betimlemeler dolayısıyla eleştiren yazar arkadaşlarına atıfta bulunuyor. Ben çok seviyorum betimlemeleri... Ah o mimari ayrıntılar, elbiseler, ciltli kitaplar, kadınların fiziki görünüşleri ve tabii ki o güzelim antikaları okurken mest oluyorum. Yazar, bu betimlemeleriyle aslında sadece bir mekanı değil; o mekanın içine sinmiş huzurun, sevginin ve koskoca bir aile mirasının simya sevdası uğruna nasıl yavaş yavaş buharlaşıp yok olduğunu anlatıyor. Eserden Alıntılar: ✓​ Duygularında kendine özgü bir yaşamı, doğdukları yerin koşullarına uygun bir yaradılışı olduğunu şimdiye dek pek kimse fark etmemiştir; duygular hem
Edebiyat
Mutlak PeşindeHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2021782 okunma
8/10
·314 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Bugüne kadar yapmadığım birkaç şeyi bu kitapla birlikte yapmış oldum. Öncelikle yazarın emeğine ve aklına sağlık. O kadar kelimeyi bir araya getirmek ve bunu bir ahenk içinde konudan kopmadan, içinde kaybolmadan ve anlaşılır şekilde yazabilmek ciddi bir bilgi ve emek ister. Ömrü hayatımda ilk kez bir kişisel gelişim kitabı okudum. Okumamam tamamen tercih sebebiydi. Yaşını, başını almışlar için bu tarz kitapların gereksiz olduğuna inandım hep. Kitap, hayatın akışına küçük müdahalelerin yaratacağı büyük farklılıkları gayet anlaşılır şekilde anlatmış. Aslında Yaşıyoruz zaten gerçeğine vurgu yaparak Az değişiklik iyidir diyerek, kendi küçük mucizelerimizi bulmamız için minik ip uçları veriyor. Sıkılmadan okuyacağınız bir kitap.
Aynı Film Kaç Kez Oynar?Fikriye Kaya · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202529 okunma
unchain utopia
6/10
·304 syf.·
2026 19. kitabı
sınıfsal mücadelenin olmadığı bir ütopya: komünist manifesto karl marx'ın manifestosu siyaset felsefesinin ve devlet düzenini eleştiren başucu kitaplardan biridir yoğun olarak kapitalizm eleştirisi içeren bu kitap, sınır çizgilerimizin darlığını yüzümüze çarpıyor bu dar çizgilerimize tepki olarak da bir devrim fikri ortaya sunuyor marx'ın yaklaşımında toplum iki sınıfta incelenir: proletarya yani işçi sınıfı emeği sömürülen, burjuvazi yani üretim araçlarını ve gücü elinde tutan hâkim sınıf manifestonun temel fikri de bu sınıf eşitsizliğini yıkıp üretim araçlarını ortak kullanıma açarak kapitalist sistemin devredışı edilmesidir ancak marx'ın bu görüşleri çerçevesinde gözden kaçırmış olabileceği noktalardan biri insanların sınır çizgilerine olan bağlılığıdır bu durum marx'ın sunduğu gibi sadece bilinçsel bir durum değil bana göre bazen düşünmek ve çabalamak istememe, kitle psikolojisi, kibir-hırs durumu... en basitinden hangi toplum olursa olsun bir anarşist, marksizm ya da başka bir görüşün sloganlarını yaymaya, söküp atmaya çalışırsanız karşıt görüşler üzerinize toplanır, birbirinize girer ve düşman kesilirsiniz ki burada anlatmak istediğim devrimci görüşlerin kelebek etkisi ile çalışmayıp domino taşı benzeri bir yapı ile çalışabilir hale gelmesi bir eksik taş tüm ahengi bozabilir o ahengi düzelttiğinde bile başka bir taş düşecek bu döngü sürekli hale gelecek bir noktada ahenksizliği gören tüm taşlar tek tek düzelmeyecek şekilde geri çekilip ortadan kaybolacak ki ahenk yakalanma olasılığında bile teknoloji buna izin vermeyecek sanal kapitalizm doğacak insanlık bir şekilde sömürünün etkisi altına döngüsel olarak tekrar girecektir bu yüzden eski dönemlerde de marx'ın teorileri avrupa devletlerinde devrimci etkiler gösterse de sunduğu düzen oluşturulamadı günümüzde de
Komünist Manifesto ve Hakkında YazılarKarl Marx · Yordam Kitap · 201516,4bin okunma
Reklam
Reklam