Sen kendini iki el iki ayakdan ibaret mi sandın?
Vicdan, asab, his, akıl, heva, nefis, kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye, kalb, ruh, sır, saika, şaika, hafi, ahfa, hayal kavramları latifelerden sayılmaktadır.
"Allah insanı yedi kalıpta ve yedi tavır üzerine yaratmıştı. Kapımıza gelen hastaları kendi tavırları içinde değerlendirince, dertlere çare bulmak kolaylaşıyor, şifa ellerimden hemencecik akıyordu. Bu yedi tavır, sanki balçıktan ruha doğru yükselen kişilik katmanları gibiydi. Önce kalıbı oluşturan tabiat vardı. Tabiat toprak demekti ve maddeyi temsil ediyordu. Bu maddeyi içten dışa nefis, kalp, ruh, sır, hafa ve nihayet ahfa adlarıyla mana halkaları kuşatıyordu. Toprak olan beden nefis ile yoğruluyor, bedenin iyilikleri kalp sayesinde nefse karşı koyuyor, ruh kalbin açtığı yolda yükseliyor, bu yükseliş bedendeki her türlü sırrın -buna hastalıklar da dahil- kapısını aralıyor, hafada sırrın sırrına erişiliyor ve nihayet ahfa ile sır çözülüyordu."
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sonra, Tufan'ın belirmesi insanın nefsindeki hayvani karanlığım (zulmet) dağılmasıdır. Tufan'ın dinmesi ise Tanrı'nın lütfudur. Mehdi'nin zuhuru mukaddes aklın (akl-ı kods) cümle varlıklara üstün gelmesidir. Deccal'in belirmesi nefs-i emmărenin nefs-i mutimaine üstün gelmesidir. [277A] İså aleyhisselamın gökten inmesi ruhun nefs Deccalini yok etmesidir. Dabbetü'l-Arz'ın zuhuru Beytü'l-Haram olan gönül makamında nefs-i emmareden nefs-i levvame'nin ortaya çıkmasıdır (ibåret-est). Güneşin batıdan doğuşunun belirmesi nefs-i ahfâ'nın diğer nefislere [üstün gelmesidir]. Dumanın yükselmesi nefs-i emmåre belirmesi ve [Tanrı'nın] kahrının tecellisidir. Gökler ve yerin yok olması ruhlar ve bedenlerin (ervah-u ecsám) yok oluşuna kinayedir. Hakiki varlığın nuru ve İsrafil aleyhis-selamın sûru uflemesi mukaddes ruhun (ruh kodsi) parıldaması, gizli ruhun (ruh i sırri) ve latif bedenlerin belirmesidir, Yaratılmışların bir yerde toplanması onların bekâ âleminde karar kılmalarına (sebåt) işarettir. Ve mü'minlerin yüzünün ağarması onların gönüllerinin Tanrı'nın nuru ile aydınlanmasının temsilidir. [2778] Münafıkların yüzünün kararıman ise, dünyayı arzulamaları sebebiyle onlarım Tanrının nurundan mahrum olduklarına kinayedir. Yevme tubeddelu'l-ardu gayra'l-ardi ves-semivatü ayetince gökler ve yerin değişip dönüşmesi şudur: Tabiattaki zeminler nefs zeminlerine dönüşüyor ve gönüldeki gökler ruh göklerine dönüşüyor. Bu da şudur: Hakk'dan gayrı her bir şeycik fani[dir] ve yok olur.
Sayfa 58·Kitabı okudu
“Kalbin dört mertebesi vardır;biri dışında bulunan kabuk yani”sadr’dır.Sonraki kalbin kendisi olan”fu’ad” gelir. Sonraki ise kalbin merkezi olan “ahfâ” yer alır. “Ahfâ” hazine anlamına gelir. Yüce Allah her insanın kalbindeki bu merkeze yani”ahfâ’ya kendi nurundan üflemiştir. En iyilere de en kötülere de.”
Büyük bilge Hâkim Tirmizî, kalbin dört mertebesi olduğunu yazmıştır. Birinci mertebe en dışta bulunan "sadr"dır. Bu, kalbin dışıdır ve dış dünyayla etkileşimimizi onunla sağlarız. Sonraki mertebeler fu'âd (kalbin kendisi), hafi (iç kalp) ve ahfå'dır (kalbin kalbi/için içi). Tirmizi, bu kalp mertebelerini ev örneği ile anlatıyor. Sadr, evi çevreleyen arazi gibidir. Arazi çitlerle çevrili bile olsa gelen geçenler ve hayvanlar kolaylıkla girebilir. Fu'âd, evin kendisidir. Vahşi hayvanlar dışarıda kalır ve ziyaretçiler girmek için izin almak durumundadır. Bu, sadra göre daha emin ve daha özel bir bölümdür. Hafi (iç kalp), evin merkezindeki hazine odası veya kasa gibidir. Paha biçilmez yadigârları da dâhil olmak üzere ailenin en kıymetli şeyleri orada saklanır. Kasa odası daima kilitlidir ve orasının anahtarı sadece evin beyinde ve hanımında vardır. Ahfä (kalbin kalbi / için içi) ise o hazine odasının içindeki kıymetli şeyler gibidir. Hazine odasına girebilmek için bir kimse sadr kapısından girip, fu'âd'dan geçip hafi'ye gelmeli ve oradan girmelidir. Efendim, ahfä'nın Allah tarafindan yine Kendisi için yapılmış bir mabet, bir Beytullah olduğunu söylerdi Onun içindeki ruhumuz ilahi bir kıvılcımdır ve bütün kâinatı aşıp geçen latif/müteal bir yapıdır. İçimizdeki bu aşkın kıvılcım bir anda bütün kâinatı tutuşturabilir. Dervişler olarak, Allah'ın her bir insanın kalbindeki ahfâ'ya nurunu yerleştirdiğini her zaman aklımızda tutmamız lazımdır. Bunu hatırlayabilirsek herkese hürmet ederiz ve başkalarına hizmet etmek yoluyla Allah'a hizmet şerefini kazanamadığımızı fark ederiz.
Arzular kutsal olabilir mi?
“İnsanın bedenindeki yapılar arasında değer farkları vardır. Mesela tırnaklarımızla gözümüz aynı değerde değildir. Tırnaklarımız uzadıkça onları keseriz. Gelgelelim gözünde rahatsızlık olduğunda onu çıkarıp atmayı düşünen kimse yoktur. İnsan tırnaksız da yaşama rahatlıkla devam edebilir ama gözlerini kaybedenlerse büyük sıkıntılar yaşar. İnsanın bedenindeki durum böyle olduğu gibi ruhi cephesindeki vaziyet de buna benzerdir. İç dünyamızdaki akıl, kalp, ruh, hafi, ahfa, sır ve vicdan gibi yapılar özel birer kıymete sahiptirler. Bununla birlikte arzuların merkezi olan nefs, bu kıymet ve derinlikte bir yapı değildir. . . . Sıradan bir yapı olan nefsimizi en derin latifelerimize tercih etmek, ona özel bir muamelede bulunmak, bu kusurlu, ayıplı nefse hayran olup onun peşinden gitmek hem dünyevi hem uhrevi açıdan oldukça yanlış bir tercihtir.”
Sayfa 308·Kitabı okudu