BİZ NİYE EVDE (BEKÂR) KALDIK?..
Allah selâmet versin. "Mustafa" isminde bir arkadaşım var. Kendisi şimdilerde evlidir. Maşaallah. Fakat bundan yıllar önce iki bekâr "Biz niye evde kaldık?" muhabbetini döndürürken şöyle bir şey söylemişti: "Bu işler akılla olmaz. Akılla hareket eden evlenemez. Gençken teşebbüs etseydik o cahillikle, cür'etle, cesaretle kolayca içinden çıkabilirdik. Şimdi çok düşünüyoruz. "Armudun sapı, üzümün çöpü..." diyoruz. Bu kadar düşünmekle de işin tadı kaçıyor. İllâ kusurlar görünür oluyor. "Olmazlar" daha çok göze batıyor. İnsan hareket etmeye korkuyor." Benzer bir şeyi, çok nâmlı bir üniversiteden pazarlama eğitimi almış, "Özgür" ismindeki bir arkadaşımdan da duymuştum. O da ticarette başarılı olmak için "cahil cesareti" sahibi olmak gerektiğini söylerdi. Kendisinin başarısızlığını da "o cahillikten kurtarılmış olmasına" bağlardı. Ona göre, teşebbüs etmeden önce çok düşünmek, teşebbüsü öldürüyordu. Modern eğitim ise "raporlama yapmaktan" ticaret yapmaya zaman bırakmıyordu. Kendisi gibiler evraklarla boğuşurken ilkokul mezunu "Anadolu Kaplanları" hızla paranın gözüne basıveriyordu. Onların bu sözleri, bana, Efendimiz Aleyhissalâtuvesselâmın "gençleri erkenden evlendirmek" konulu hadîslerini hatırlatmıştı. Hani hem Buharî hem Müslim'de yer alan birisinde buyuruyor: "Ey gençler! Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa hemen evlensin. Çünkü evlilik, gözü haramdan sakındırmak ve iffeti korumak için en etkili yoldur. Kimin de evlenmeye gücü yetmiyorsa, oruç tutsun; çünkü oruç, onun için bir kalkandır (şehveti kıran bir engeldir)." (Buhârî, Nikâh 3; Müslim, Nikâh 1) Yine Tirmizî'de geçen bir başkasında da diyor ki: “Üç şeyi geciktirmeyin. Vakti gelince namazı, hazır olunca cenâzeyi ve denk birini bulunca bekârı evlendirmeyi.” (Tirmizî, Salât, 13/171) __Bunlara
Tefekkürât
KÖLELİĞE VE AYRIMCILIĞA KARŞI ÖMRÜNÜ ADAYAN KADIN: SARAH MOORE GRIMKÉ. Sarah Moore Grimké henüz 5 yaşındayken bir kadının kırbaçlandığını gördü. Bu manzara onu o kadar derinden etkiledi ki Charleston Limanı'na koşup, böyle bir zulmün olmadığı bir yere gitmek için bir gemiye binmeye çalıştı. O küçük kız büyüdüğünde, Amerika'da köleliğe ve kadınlara yönelik ayrımcılığa karşı mücadele eden en güçlü seslerden biri olacaktı. 1792 yılında Güney Carolina'nın Charleston kentinde, dönemin en zengin ailelerinden birinde doğdu. Babası saygın bir yargıçtı. Ailesi plantasyonlara sahipti ve köleleştirilmiş insanları çalıştırıyordu. Ancak Sarah, içinde büyüdüğü düzeni hiçbir zaman kabullenmedi. Çocukluğu boyunca köleliğin acımasız yüzüne tanıklık etti. Başkalarının normal gördüğü şeylerde o büyük bir adaletsizlik görüyordu. Özellikle küçük yaşta gördüğü kırbaçlama sahnesi hafızasından hiç silinmedi. Yaşı ilerledikçe şu soruları sormaya başladı: İnsanlar neden mal gibi alınıp satılıyor? Kadınlar neden erkeklerle aynı haklara sahip değil? Toplum neden açıkça yanlış olan uygulamaları savunuyor? Bu sorular birçok kişiyi rahatsız etti. Sarah hukuk okumak istedi, ancak kadınların hukuk eğitimi alamayacağı söylendi. Babası onun zekâsına hayrandı ve bir keresinde, "Eğer erkek olarak doğsaydı ülkenin en büyük hukukçularından biri olurdu" dediği rivayet edilir. Toplum ondan müzikle ilgilenmesini, nakış işlemesini ve "uygun bir hanımefendi" olmasını bekliyordu. Ama Sarah'nın başka planları vardı. Güney Carolina yasaları, köleleştirilmiş insanlara okuma yazma öğretmeyi yasaklıyordu. Buna rağmen Sarah, geceleri gizlice genç bir köleye okuma yazma öğretti. Yakalanmaları halinde ağır cezalara çarptırılabilirlerdi. Onun için okuma yazma sadece eğitim değildi. Özgürlüğün
Reklam
Kış Bahçesi
Beni benden alan, düşündükçe gözlerimi yaşartan bir kitap daha. Kış Bahçesi, yıllarca suskunluğun gölgesinde yaşamış bir annenin ve onu anlamaya çalışan iki kızının hikâyesi. Savaşın acımasızlığıyla örülmüş geçmiş, sevginin iyileştirici gücüyle yeniden anlam buluyor.
Hayata Dair
Keşke izlediğimiz anları ziyaret edebilme imkanımız olsaydı
İzmir Fuarı (Doksanlar)
Yaz aylarının en güzide günlerinde İzmir'de bir telaş başlar. Sanki bu şehrin bütün vatandaşlarının ortak düğün yeri sayılabilecek bir davete çağrıldıkları mekân oluverir... Bir birinden renkli ışıklar, oyuncak silüetletlerini ütopya gibi aydınlatır, insanların birbirlerini zor duydukları bu alanda ara verilmeden mezdeke türü şarkılar çalardı. Renk cümbüşü, çizgileri zebra sırtını andıran helyum balonları, çocukların bileklerine bağlanır, iki yana sallanarak yürüyen her tıfıla refakat eden bu ruhsuz nesneler, şimdiki çoğu insanlardan daha zararsız ve sadık birer arkadaş olmayı başarırlardı. Basmane kapısı, diğer adıyla dokuz Eylül kapısı olarak bilinen fuarın girişinde sizi mükemmel bir palmiye persfektifli yol bekler. Bu ağaçların muntazam dizilişi ve aynı zamanda parke döşeli uzayıp giden alanda tam karşılıklı olması, sizi selamlamak üzere bekleyen bir asker kıtasına benzer. Kahve tonu gövdenin tepede başlayan yeşilinin de aynı hizada oluşu bu yolun görenleri hayran bırakmasına yeter. İç kısımlara gidildikçe yayılıp büyüyen koruluk alanlar sizi ufakta olsa bir orman gezintisine çıkarır. Günümüzde luna parkın bulunduğu yer öncesine göre biraz daha içeride kaldığından çocukluğumun verdiği o heyecanı artık orada görememek beni üzse de bunu fuarın eski zamanlardaki hâlinden çok yaşımın kemâle erdiği için bana böyle geldiğini düşünürüm. Nerede o eski bayramlar sözüyle mukayese edildiğinde hiç de kötü bir örnek olmayacak derecede çocuklara hâlâ bayramlar aynı ise, fuar içinde bunu söylemek mümkün. Fuar bir hâyâl alemi gibiydi. Neredeyse her yerden görülen ege güneşi, bu âleme kuş bakışı bir imkân sağlıyor, herhangi bir sepetine bindiğinizde içinde bulunduğunuz zamanda yükseldikçe, aşağıda başka başka uğraşlarla meşgul olan insanlar sanki size usta bir fotoğrafçı
İnsan ve Duygular
Daha rahat olsun diye herhalde
Babam tam biraz rahat edip koltuğa yaslanacaktı ki Tabuta yatırdılar...
Reklam
Reklam