Umut çok halktan biri. Hem 2000'lerin başına dair hem de karikatür camiasından isimlere dair detayların bulunduğu, uykusuz dergisinin kurucularıyla ofisteki çekişmelerini de yazığı oldukça samimi bir kitaptı. Yaşadığı çaresizlikleri o kadar güzel betimliyor ki anlatım tarzından ötürü durum acı olsa da kahkaha atıp tespitlerine gülüyorsunuz. Hemen bir örnek yazıyorum:
"Yolda giderken “Abi bi yerde oturup bi şeyler içelim, hem bi şeyler içeriz hem de size anlatmak istediğim bir çıkarımım, bir hayat çözümlemem var” dedim. Kabul etmediler ben de eve gittim."
Feyyaz’ın kitapları arasında en okumakta zorlandığım kitabı bu oldu. Özellikle İsmet hikayelerinin hiçbir yere varmadan saçmalar saçması olaylarla aktarılması beni çok zorladı. En sonunda okumak için okuyayım diyerek sabrettim hay hay dedim ve sonrasında biraz alışabildim kitaba.
Önce Aptal, sonra Olduğu Kadar’ı okuyup en son da bu kitabını okudum. İçlerinde en çok Olduğu Kadar hoşuma gitti.
Feyyaz’ın kitaplarına genel olarak bakacak olursak piyazın önemini bu kitapta da görüyoruz. Piyazla ne alıp veremediğin var be adam diye düşündürttü.
Hiç beklenmedik bambaşka bi sonla da kitabı bitirdi. Öylece kaldım ben ne okudum diye.
Bir de her yazdığını nasıl yazıyor ne düşünüyor da bunlar çıkıyor Feyyaz nası bi adam bunlar nereden geliyor aklına da böyle şeyler yazıyor diye düşüne düşüne okuduğum bir kitap oldu.
Gerçekten Feyyaz olduğunu bilmeden okusam hiç hoş gelmeyecek bir kitaptı. Gibi bölümlerinin bazılarında da -Feyyaz’ın da deyimiyle- “bu da nesi?” dediğim anlar oluyordu. Meğer kafası hep böyle gündelik ve sıradan tespitlerin saçmalık hatta aşağılık bi biçimde yoğrulmasıyla ortaya çıkıyormuş.
Bir de bu kitapta daha cesur geldi bana kalemi. Çeşitli etnik ve dini konularda yazdıkları, kulladığı küfürleri, finalindeki olan olay gibi öğeler diğer kitaplarında bu kadar açık değildi.
Bi de toplu dua bölümü vardı basbayağı oturdum hoca duası okudum amin falan dedim ne okuyorum ben yine diyerek ahahhahshsh
İsmet’in anlattığı hikayelerde neden sigara yasağı olan bi evren vardı bunu da çok merak ediyorum ahhahah ya bu adam ne anlatıyor ne diyor bu ya diyerek okunacak, öyle çok da analiz kafasıyla bakılmayacak, Feyyaz’ı bilip eğlenmek için okuyacak kişiler keyif alabilir.
En az 8-9 Senedir Kendimi İyi Hissetmiyorum şarkısı kadar absürt bi eser sizi
Amcanın bu fıkır fıkır tavrı bu “Küçük işletmeciyim ama aslında büyük hesaplar adamıyım” tavrı beni ona karşı nasıl soğuttu anlatamam. “Aboo!” dedim içimden. “Yanımıza ortak diye aldığımız adama bi bak. Hele hele şunun şimdiden girdiği hal ve tavırlara bak” dedim.
Önümdeki lokmayı yemiyor sadece çatalımla oynuyordum. Annem neyin olduğumu sordu. 'Bi şeyim yok anne. Sadece aç değilim, müsaade ederseniz odama çekilmek istiyorum' dedim. Durumu olgunlukla karşılayıp izin verdiler.
Holde kendime ait bir odamın olmadığını fark edip masaya döndüğümde ise dayım benim tabağı ekmekle sıyırıyordu. O günden sonra dayıma karşı hep nötr durdum.
Neredeyse onu on dokuz yıldır tanıyordum. İlkokulun ilk günü karşılaşmıştık ve o gün bugündür hayatımdan bir türlü söküp atamıyordum onu. Yanımda olmasa bile hayatıma müdahale ediyor, rahatlığı, akıcı konuşması, kendinden emin tavırlarıyla beni âdeta çıldırtıyor, her seferinde daha da çileden çıkmama yol açıyordu. Sanki bu dünyaya, bana çile çektirmek için özel olarak yollanmış bir mahluktu o. Ömrümde ilk defa birinin varlığından tiksinti duyuyordum.
Taa en başından biz bütün sınıf gazete kâğıdına sanlı ekmek aralarımızı beslenme saatinde yerken onun alüminyum folyoya sarılı çikolatalı pasta yemesinden, annesinin okul aile birliğinde olmasından anlamalıydım ne mal olduğunu ve hemen ondan uzaklaşmalıydım. Ama yapamadım. Kendisi bütün sınıfı öyle bir çemberine almıştı ki dışlanmamak için ben de gittim arkadaş oldum onunla. Hatta abartıp “en iyi” arkadaşı oldum.
O hiçbir zaman düşmemişti, hiç rezil olmamıştı. Maçlarda ben de dahil olmak üzere herkes ona pas verirdi, en çok golü o atardı. Küme çalışmalarında küme sözcüsü hep o olurdu. Hatta bir kere sınıftan birkaç çocuk hep beraber lunaparka gidecektik de o son anda vazgeçtiği için biz de gitmemiştik. Onun yanında, olduğumuzdan daha karaktersiz, daha birey olmaktan uzak çocuklardık. Ve işin kötüsü bir tek ben bunun farkındaydım. Evet kimse kızmasın, küçümsemesin beni ama delicesine kıskanıyor, bir o kadar da nefret ediyordum Okan’dan.