“Birini nasıl beklersin, sevgili ağaç?”
“Sabırla beklerim. Bin yıldır buradayım. Bin yıl daha durabilirim. Fakat bir gün gitmem gerekirse, binlerce yıl burada onu beklediğimi bilmesi için buraya kendimden bir parça bırakırım. Beni göremese de bekleyişimle avunsun diye.”
“Yıllar yıllar önce dünyadan binlerce ışık yılı uzaklıktaki bir gezegende geçiyor hikâye. Karanlık veya aydınlık tarafa inanan varlıklar, gezegenin tamamını ele geçirmek için bir savaş veriyorlar. Yıllar boyunca gezegenin çoğunu bazen aydınlık, bazen de karanlık taraf ele geçiriyor. Fakar bir gün gezegen, iki tarafa da eşit olarak bölünüyor. Karanlığa inananlar kendilerine Yin adında bir lider seçiyor, aydınlığa inananlar da Yang’ı liderleri olarak belirliyor. Yine büyük bir savaşın öncesinde Yin ve Yang karşı karşıya geliyor. O anda tuhaf bir şey oluyor ve beklenmedik bir şekilde birbirlerinden etkileniyorlar. Yin, aydınlığa inanan Yang’ın içinde bir parça karanlık görüyor. Yang da, karanlığa inanan Yin’in içinde bir parça aydınlık görüyor aynı şekilde. Arkadaş olmaya karar veriyorlar. Sonraki yıllarda olası bir savaşa sebep olmamak için yan yana gelmeme kararı alıyorlar. Yalnızca birbirlerini düşündükleri fakat hiç bir araya gelemedikleri yılların sonrasında Yang ölüyor ve ruhu gezegeni aydınlatan Güneş oluyor. Yang’ın ölümünü öğrenen Yin de üzüntüsünden hayatına son veriyor ve ruhu karanlığın simgesi olan Ay’a dönüşüyor. Birbirlerini çok seven iki arkadaş böylece gündüzü ve geceyi meydana getiriyorlar. Sonsuza dek birbirlerini kovalıyorlar.”