sonra Cassie durdu ve Petey’in boynuna ince, uzun bir zincir taktı. zincire kalp şeklinde bir kolye ucunun kırık yarısı takılıydı. kalbin diğer yarısı da kendi boynunda asılıydı.
“Petey, bu küçük yarım kalplerin önünde şöyle yazıyor: ‘birbirimizden uzak olduğumuz zaman Tanrı aramızda gözcülük etsin.’ arkasında da ‘unutmayacağız.’ bunun anlamı, eğer kendini yalnız hissedersen beni hatırla yeter; ben de seni düşünüyor olacağım. eğer ben kendimi yalnız hissedersem, seni hatırlayacağım ve senin de beni düşündüğünü bileceğim. ama üzülmemeliyiz. birçok insan bütün hayatı boyunca sevgiyi tatmadan yaşıyor. sen ve ben şanslıyız.”
Petey, Cassie’nin gözlerinden akan yaşları gördü. gideceği için, onu ağlatacak berbat bir şey yapmış olabileceği için korkuyordu. kendisi, yalnızca çirkin ve acayip bir akıl hastasıydı. amacı ve ailesi olmayan biriydi, bunu biliyordu. Cassie onu özlememeliydi. ağlamamalıydı.
...sen adımı ve yüzümü bilmeden çıkıp gidiyorum. içim rahat ölüyorum, çünkü sen o ölümü uzaktan hissedemezsin. ölmem sana acı verecek olsaydı eğer, o zaman ölemezdim. (...) ölümümle sana hiçbir üzüntü vermiyorum... bu beni teselli ediyor, sevgilim.
içimin derinliklerinde, benliğimim bilinçaltında hâlâ o eski çocukluk hayalim yaşamaktaydı, belki de günün birinde beni, yalnızca bir saat için bile olsa yanına çağırabilirdin. ve sadece ihtimal olan bu bir saat uğruna her şeyi geri çevirdim, sırf ilk çağırışında özgür olabilmek için.