Aşkın benimkinden başka bir biçime girebileceğine inanmayı reddediyordum; aşkı kendi kıskançlığım ölçüsünde değerlendiriyordum ve bu standartla tabii ki o beni hiç sevemezdi.
Bir an içinden, ama anne, onun boyu bir seksen beş demek geçmiş. Beni kısa, zayıf, çelimsiz, çirkin bulursa diye korkuyorum. Beni istemezse diye korkuyorum. Ya bana âşık değilse ya yanılıyorsam ya ümit vermiyorsa ya ümit verir de sonra bırakıp giderse diye çok korkuyorum, onu sevmekten çok korkuyorum, bu yüzden ağlıyorum diyememiş.
Benimle ilgili asla romantik düşünceler beslemeyecek bir adama, salak gibi, anlamsızca yakmıştım abayı. Aniden üstüme çöken bu ilgi ihtiyacı, elde edemeyeceğim şeye duyduğum bu derin arzu utandırıyordu beni.