embriyolarda soğuk korkusu yaratılmış oluyordu. Yazgıları; tropik bölgelere göç edecek, madenci, asetatlı ipek dokumacısı ve demir çelik işçisi olacak şekilde belirlenmiş oluyordu. Sonra da beyinleri, bedenlerinin seçimini pekiştirecek şekilde işleniyordu. "Onları ısıyla büyümeye şartlandırıyoruz," diyerek başladı...
"Bu da," diye veciz bir ifadeyle ekledi Müdür, "mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek."
Çok haklı olarak Bay Foster, "Ama Epsilonlarda insan zekâsına ihtiyaç duymayız," dedi.
Duyulmazdı ve zeki de olmazlardı. Ama Epsilon beyni on yaşında olgunlaşmakla birlikte bedeni, on sekiz yaşına dek çalışmaya uygun hale gelmiyordu. Boşa giden, uzun, fuzuli hamlık yılları. Fiziksel gelişme, örneğin bir ineğinki denli hızlandırabilseydik, topluluk için ne kadar büyük bir kazanç olurdu!
ancak toplumun iyi ve mutlu üyeleri olacaklarsa ne kadar az bilirlerse o kadar iyi olurdu. Çünkü herkesin bildiği gibi, tikeller, erdem ve mutluluğu getirir; genellikler ise entelektüel açıdan kaçınılmaz belalardır.
Sanıldığı gibi, İslâm'ın görevi sadece insanların akidesini, hayatını değil, düşünce yöntemlerini, anlayışlarını uygulamalarını da değiştirmektir. Bu, onun yapısı gereği bütün beşerî yöntemlere toptan karşı oluşundandır.