Kadın dedikleri, şey hakkında hiçbir fikri olmayan delikanlı, karısına insanların üstünde bir mahiyet veriyor, kalbinde günden güne kuvvetlenen bir aşkı adeta dini bir his gibi tefsir ediyor ve bütün düşünce ve hareketlerinin bu mihver etrafında dönmesi lazım geldiğini hissediyordu. En uzak devrelerinden beri bir dakikası bile onsuz geçmeyen hayatının, Muazzez olmadan bir hikmeti bulunabileceğini tahmin etmiyordu. Onu kaybetmek tehlikesi beliren zamanları, hatta onu eliyle kendinden uzaklaştırdığı günleri hatırladıkça şaşırıyor:
"Ben bunu nasıl yaptım?" diye kendine soruyordu.
Sonra siyah ve çocuk gözlerini karşısındakine dikerek fısıldadı:
"Yoksa gelmem diye mi korkuyorsun?"
Yusuf başını salladı:
"Gelirsin... Biliyorum..."
"Öyleyse neden bırakmıyorsun?"
Yusuf avucunda tuttuğu bileği sinirli bir hareketle sıkarak:
"Lüzumu yok!" dedi. Sonra, dudakları titreyerek, ilave etti:
"Ne olursa olsun, artık seni hiç bırakmayacağım!"
Muazzez onun yanına sokularak:
"Yusuf!" dedi.
"Ne?"
"Yusuf... Neden geldin buraya?"
Öteki cevap vermedi. Öyle ya, neden gelmişti buraya?
"Buraya benim için mi geldin?"
Ayıp bir şeyi itiraf eder gibi kızarak başını salladı:
"Evet!"