Puan vermedi·367 syf.··
2026 1. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 12:12
Platon Devlet adlı eserine doğruluk kavramını irdeleyerek başlar. Doğruluk sofistlerin iddia ettiği gibi “güçlüye göre şekillenen” değil; doğal olan, adalet ve ahlakın temellerinden biridir. Devletin nasıl ortaya çıktığına ilişkin fikirler, devletin nitelikleri ve devletin ideal özelliklerini sıralar. İyi askerlerin gereği, askerlerin iyi eğitimi elzemdir. Zira toplum sınıflara ayrılacaktır ve yöneticiler askerlerden çıkacaktır. Yanlış ve kötülük bilgi eksikliğinden gelir. İnsan bildiği ölçüde doğrudur. Askerler hakikati bilmelidir, böylelikle toplum doğru yönetilir. Platon’a göre devlet bir organizmadır. Bir makro insandır. Toplumu oluşturan insanların birbirine ihtiyaç duyması, iş birliğidir. Hayatta kalmak için bir araya gelme eğilimi vardır. Platon insanın belli kısımlardan oluşması gibi, toplumu da kısımlara ayırır. İnsanın ruhundaki üç ayrı bölüm, devletteki üç sınıfa karşılık gelir. Ruhun arzu-istek yönü işçiler sınıfına, öfke yönü askerler sınıfına ve akıl yönü de yönetim sınıfına denk gelir. Ruh bölümlerinin birbirlerinden üstün olması gibi toplum bölümleri de birbirinden üstündür. Siyaset ve devlet yönetimi ilgi alanınız ise ozellikle okumanızı tavsiye ederim.
DevletPlaton (Eflatun) · Ema Kitap Yayınları · 201732,9bin okunma
NASIL YAŞANIR?
7/10
·432 syf.·
2026 14. kitabı
Roger-Pol Droit, 1949 Paris doğumlu, Fransız filozof, gazeteci, eğitmen ve yazardır. École Normale Supérieure de Saint-Cloud'da öğrenim görmüş. Felsefe alanında öğretmenlik yeterliliği derecesine, felsefe doktorasına ve araştırma yönetme yetkisine sahip. İlk makaleleri 1972 yılında, 23 yaşında henüz bir öğrenciyken Le Monde gazetesinde yayımlanmış. Berck ve ardından Honfleur liselerinde öğretmenlik yapmış. 1989'dan itibaren CNRS'te araştırmacı ve üniversite profesörü olarak görev almış. İlk olarak Hegel ve Marx Üzerine Araştırma ve Dokümantasyon Merkezi'nde, ardından Jean-Pépin Merkezi'nde çalışmış. Ayrıca Le Monde Des Livres, Les Échos, Le Point ve Clés yayınlarında köşe yazarlığı yapmaktadır. Droit’nın araştırmaları, Batı düşüncesinde "öteki"nin temsilleri üzerine odaklanmaktadır. Felsefeyle, edebi ve şiirsel yaratıcılığın kesişim noktasında yer alan alışılmışın dışında, oyunbaz ve kimi zaman şaşırtıcı görünen daha kişisel metinleriyle geniş kitlelerce tanınıyor. Bu tarzın ilk örneği, 24 dile çevrilen ve televizyona da uyarlanan "101 Gündelik Felsefe Deneyimi" adlı eseridir. Droit, bazıları geniş kitleler nezdinde büyük başarı yakalamış olan felsefe ve fikir tarihi üzerine 30’a yakın kitabın sahibi. "Düşünürlerin Eşliğinde (1998)", "Kızıma Dinleri Öğretiyorum (2000)", "101 Gündelik Felsefe Deneyimi (2001)", "Kızıma Felsefe Öğretiyorum (2004)", "Dostlar Arasında Küçük Felsefe Deneyimleri (2007)", "Kısa Felsefe Tarihi (2008)", "Felsefeyle Saadet Olmaz (2015)", "Yalnızca Bir Saatim Kalsaydı (2014)", "Filozoflar Nasıl Yürür? (2016)" ve son olarak "Alice Fikirler Diyarında (2025)" eserlerini yazmış. Droit, geçen yıl yayımladığı bu romanıyla felsefeyi her yaştan okura sevdirmek adına Lewis Carroll'ın klasik kurgusunu felsefi bir zemine taşımış. Harikalar Diyarı’nın yerini kavramların, mantık
Edebiyat
Alice Fikirler DiyarındaRoger-Pol Droit · Domingo Yayınları · 202631 okunma
Reklam
8/10
·336 syf.··
2026 26. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 16:58
Kitap ilk olarak şehirde trafikte aniden kör olan bir adamla başlıyor. Bir yardimsever onu evine bıraktıktan sonra körlük hızla etrafa yayılıyor. Hükümet bu olağandışı durumu kontrol altına almak ve 'halkı korumak' adına körlük salgınına yakalanan insanları boş olan akıl hastanesinde karantina altına alıyor. Orada ise bir Göz Hastanesinde tanışan yedi kişinin etrafında yaşam mücadelesi devam ediyor. Asıl kritik nokta ise kitapta sadece bir kadın görüyor 'Doktorun karısı' olarak ele alınıyor. Bu yedi kişiden biri (Aslında kitapta hiç kimsenin adı yok. İlk kör, ilk körün karısı, siyah bantlı yaşlı adam,şaşı çocuk, doktor, doktorun karısı, koyu renk gözlüklü genç kız "Kör olduktan sonra adların ne önemi var ki ? " ) Etrafin ne hale geldiğini, insanlığın daha ne kadar pislenecegini sadece o kadın görüyor. Aradaki bir köprü gibi ,O 6 kişiyi sanki cocuklariymis gibi hep koruyor, sorumluluk alıyor ve tüm yük onun omuzlarinda Kitabın dili sade ,ve açıkçası biraz zor. Nokta ve virgül hariç hiç bir noktalama isareti yok. Ama konusu itibariyle de hayli ilgi çekici Kitapta Yazar aslında körleşmeyi yazmamış, gerçekleri, hayatı,görmemeyi, toplumu, hükümeti,insanlığı eleştiriyor. Ve bunu sembolizmden yararlanarak kitabında yer veriyor. Çok beğendigim ve ara ara tekrar dönüp gözden geçirmek istediğim bir kitap oldu. Yazarın Mart 1997’de evinde kendi adına olan, şöyleşi de körlük hakkinda şu cümleleri söylüyor: Körlük için aklınıza gelen fikir nasıl gelişti? JS: Bir restaurant’daydım, siparişimin gelmesini bekliyordum. Tam o anda birden aklıma bir düşünce geldi: Ya hepimiz kör olsaydık? Kendi soruma kendim cevap verecek olursam aslında hepimiz körüz. İşte bu noktaydı romanın embriyosu. Daha sonra başlangıç durumlarını düşündüm ve sonuçların doğmasına izin verdim. Sonuçları
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,1bin okunma
Mevlânâ'da Ulûhiyyet Anlayışı
10/10
·236 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
Bazı kitaplar yeni bilgiler öğretir. Bazıları ise bildiğimizi sandığımız şeylere yeniden bakmayı sağlar. "Mevlânâ'da Ulûhiyyet Anlayışı" ikinci gruba giren eserlerden biri. Atilla Baran Can Çelebi bu çalışmasında Mevlânâ'nın Allah tasavvurunu, kelâm ilmi açısından incelemeyi amaçlıyor. Kitabın temel sorusu oldukça nettir: Mevlânâ'nın Allah'ın varlığı, birliği, isimleri ve sıfatları hakkındaki görüşleri İslâm düşünce geleneği içerisinde nereye yerleştirilebilir? Eser boyunca yazar, Mevlânâ'yı sadece bir şair ya da mutasavvıf olarak değil; aynı zamanda döneminin ilmî tartışmalarını bilen, kelâm, fıkıh, mantık ve felsefe alanlarına hâkim bir düşünür olarak ele alıyor. Bu yönüyle kitap, Mevlânâ'nın sadece Mesnevî'den ibaret olmadığını da hatırlatıyor. Kitabın dikkat çekici taraflarından biri, Mevlânâ'nın akıl ve vahiy arasında kurduğu dengeyi göstermesidir. Yazarın ortaya koyduğu tabloya göre Mevlânâ, ne aklı tamamen dışlayan bir anlayışa sahiptir ne de hakikati yalnızca aklın sınırları içerisine hapsetmektedir. Akıl onun için gerekli bir araçtır; ancak hakikatin son durağı değildir. Bu nedenle Mevlânâ, Allah'ın varlığına dair aklî delilleri kullanırken aynı zamanda keşf, tecrübe ve kalbî idrake de önemli bir yer verir. Eserde üzerinde durulan bir diğer konu ise Mevlânâ'nın Ehl-i Sünnet düşüncesiyle olan ilişkisidir. İnceleme sonucunda Mevlânâ'nın itikadî açıdan bütünüyle yeni veya farklı bir sistem ortaya koymadığı, genel hatlarıyla Ehl-i Sünnet çizgisi içerisinde değerlendirilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Bununla birlikte yazar, Mevlânâ'yı belirli bir mezhep ya da düşünce kalıbına sıkıştırmanın doğru olmayacağını da vurgular. Çünkü Mevlânâ'nın asıl kimliği bir kelâmcıdan çok bir mutasavvıftır. Kitabın sonuç bölümünde yer alan önemli tespitlerden biri şudur:
Mevlâna’da Ulûhiyyet AnlayışıAtilla Baran Can Çelebi · Kabalcı Yayınevi · 20252 okunma
9/10
·204 syf.··
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:18
Merhaba arkadaşlar, bugün sizlere Filibeli Ahmet Hilmi'nin ( 1865-1915), A'mak-ı Hayal adlı romanı hakkında bilgi vermeye çalışacağım. Türk edebiyatının ilk felsefi ve gerçeküstü romanı kabul edilen bu eser, 1910 yılında yayımlanmıştır. Eser, doğu-batı felsefesi, yunan mitolojisi, islam tasavvufu, uzakdoğu inançlarının harmanlanarak yazıldığı bir eseridir. Eserin konusuna gelecek olursak; ​eser, iki ana bölümden oluşur. Romanın başkişisi Raci, iyi bir eğitim almış, ancak aldığı batılı-pozitivist eğitim ile geleneksel inançları arasında sıkışıp kalmış, büyük bir fikri ve ruhi bunalım yaşayan genç bir memurdur. Raci, içine düştüğü bu varoluşsal krizden kurtulmak için bir gün bir mezarlıkta Aynalı Baba adında bir dervişle karşılaşır. Aynalı Baba, kulübesinde yaşayan, her tarafı aynalarla kaplı, ney üfleyen, garip ama bilge bir adamdır. Aynalı Baba Raci'ye kahve ikram eder ve ney üfler. Raci, bu ezgiler eşliğinde her gün derin bir uykuya/vecd haline dalarak hayal aleminin derinliklerine fantastik ve sembolik yolculuklar yapar. Raci bu seyahatlerinde hedefine ulaşmak için Buda’yla Hiçlik Zirvesi’ne, Yunan tanrılarının bulunduğu Olimpos Dağı’na, Hürmüz ile Ehrimen’in savaş meydanına, Simurg’un sırtında Merih gezegenine, Kaf Dağı’na ve daha birçok yere gider. Raci hakikatin peşinde nice âlemde, boyut ve mekânda dolaşırken biz okurlara Ahmet Hilmi’nin Doğu ve Batı felsefesi, tasavvuf, mitoloji, dinler tarihi üzerine kurduğu bu gerçeküstü romanı izlemek düşüyor. Kitap muhteşem bir kurguyla yazılmış, muhtemelen batıda yazılan bir eser olsaydı kült eserler içinde yer alırdı. Bu kitabı okuyup iyice anlamak için biraz mitoloji, felsefe ve tasavvuf bilgisine sahip olmak şart. Bazen biz de Raci gibi çıkmaza girip hakikati sorguluyoruz ve bunu yaparken sadece akıl ve mantık ile
A'mâk-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202522,3bin okunma
Puan vermedi·454 syf.··
2026 9. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 00:00
"Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu icat etmektir." sözü, Michio Kaku'nun *Geleceğin Fiziği* kitabının satır aralarına sinmiş temel düşünceyi özetliyor. Kaku bu eserinde yalnızca geleceği hayal etmiyor; fizik, biyoloji, bilgisayar bilimleri, yapay zekâ ve uzay araştırmalarındaki güncel gelişmeleri temel alarak önümüzdeki yüz yılın olası manzarasını çizmeye çalışıyor. Bilim kurgu gibi görünen pek çok fikrin, aslında laboratuvarlarda çoktan filizlenmeye başladığını gösteriyor. Kitap; bilgisayarlardan yapay zekâya, tıptan nanoteknolojiye, enerji üretiminden uzay yolculuklarına kadar geniş bir alanı kapsıyor. Ancak anlatılanların merkezinde teknoloji değil, insan bulunuyor. Çünkü her teknolojik sıçrama beraberinde etik, ekonomik ve toplumsal soruları da getiriyor. Kaku'nun en dikkat çekici yönlerinden biri, teknolojik iyimserliğini korurken kör bir hayranlığa kapılmaması. Bilimin insanlığı yoksulluktan, hastalıktan ve cehaletten kurtarma gücüne sahip olduğunu vurgularken; aynı bilginin yanlış ellerde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini de hatırlatıyor. Bu nedenle kitap, yalnızca bilimin geleceğini değil, bilgelik ile bilgi arasındaki gerilimi de tartışıyor. Özellikle yapay zekâ, genetik mühendisliği ve beyin araştırmaları üzerine yapılan değerlendirmeler bugün hâlâ güncelliğini koruyor. Bazı öngörüleri gerçekleşmiş, bazıları ise hâlâ geleceğin sisleri içinde bekliyor. Fakat kitabın asıl değeri, tahminlerinin doğruluğundan çok, okuru düşünmeye zorlamasında yatıyor. İnsan ömrü uzadığında toplum nasıl değişecek? Makineler daha akıllı hale geldiğinde insanı insan yapan şey ne olacak? Bir gün başka gezegenlere ulaşsak bile gerçekten değişecek miyiz? Kaku, insanlığın geleceğini yalnızca teknolojik ilerleme üzerinden okumuyor. Ona göre geleceğin belirleyici gücü bilimsel
Geleceğin FiziğiMichio Kaku · Odtü Geliştirme Vakfı Yayıncılık ve İletişim A.Ş. · 2016818 okunma
Reklam
Reklam