Ateizmi, genel olarak Tanrı’ya yönelik bir inançsızlık olarak tanımlayacak olursak, Hume, agnostik bir ateisttir. Hume, bilgi temelli inanç ile iman temelli inanç kavramlarını ayırır ve Tanrı’ya yönelik inancın sadece iman üzerinden geliştirilebileceğini ve bunun da dinin yapısına daha uygun olduğunu söyler. Ancak Hume, bilgelik için mücadele veren bir insanın, iman üzerinden değil, akıl ve deneyim üzerinden bir inanç geliştirmesi gerektiğini söyler ve dini inançların bilgeliğe aykırı olduğunu vurgular.
"Özetle, algılama organı olan beyin, beş duyu ile gelen bilgilerle birlikte, akıl yoluyla ulaşan düşünceleri, sezgi kanalından iletilen duyguları, dürtülerle sinyal gönderen istekleri de algılar. Hatta algılayamadığı bilgileri anlaşılır kılmak için inançları kullanır.
İdrak sonucu elde edilen bilgi ve veriler, beynin talamus ve hipotalamus bölgesinde filtre edilir. Davetli ve davetsiz düşünceler burada ayırt edilir. Önem ve öncelikler belirlenir, ayıklama işleminin sonucunda niyetlenilmiş davranış ortaya çıkar. Artık, beyin niyetlenilmiş davranışa uygun çalışmaya başlayabilecektir. Nesneler arasında anlam bağları kurmak için uğraşır. Biz neye niyet edip, o yönde davranırsak, o programa uygun mesajlar ve proteinler üretir. Böylece sosyal davranışlarımız ortaya çıkar."
Benim için kutsal bir şey varsa o da bilgidir, gerek bu dünyanın, gerekse õte dünyanın bilgisi. Bu yüzden öğrendiklerimi akıl terazisinde tartıp doğru olup olmadıklarına bakarım.
Hume, Tanrı’nın varlığı ve öz-nitelikleri, evrenin ve insanın Tanrı tarafından yaratılmış olduğu, mucizelerin, peygamberliğin ve vahyin gerçekleşmiş olduğu, ruhun ölümsüz olduğu gibi tektanrıcı din kitaplarında yer alan iddiaların hem a priori açıdan hem de a posteriori açıdan bilinemez olduğunu, bunların bilgi ve akıl yürütme konusu olamayacaklarını, bu iddiaların akla ve deneyime aykırılık oluşturduklarını, insan zihninin sınırlarının ve kapasitesinin bu konularda bir önerme ortaya koymak için yetersiz olduğunu, bu anlamda akılcı ve deneyimci bir teolojinin de olanaksızlık olduğunu, söz konusu iddialara akıl ve deneyim temelinde değil, sadece iman temelinde inanmanın olanaklı olduğunu savunur, ancak iman etmenin de değerli, gerekli ve yararlı bir şey olduğunu düşünmez, bilge insanın bir şeye inanması için akıl ve deneyimi ön plana koyar.
“Ben bu dünyaya bilmek için geldim. Benim için kutsal bir şey varsa o da bilgidir, gerek bu dünyanın, gerekse öte dünyanın bilgisi. Bu yüzden öğrendiklerimi akıl terazisinde tartıp doğru olup olmadıklarına bakarım.”
Böylece; akıl ve bilgi anıtlarının, gücün ve ellerin yarattığı anıtlardan çok daha dayanıklı olduklarını görüyoruz. Çünkü Homeros’un dizeleri; nice sarayların, tapınakların, kalelerin, şehirlerin çürüyüp yıkıldıkları iki bin beş yüz yıldan fazla bir zamandır, tek hecelerini ya da harflerini yitirmeden yaşamakta değiller midir?
Francis Bacon - Bilginin Gelişimi (1605)