Sanırım, annelik ve babalık da asla hakkıyla yerine getirilemeyecek görevler: Mission Impossible. Hakikatleri, budalalığımızın verdiği enerjiyle abartıyoruz. Çocuklarka ilişkimizde içtenliğin kâr etmeyeceğini sanıyoruz. Çünkü nasıl ki kendimizi tanımıyorsak, haddimizi bilmiyorsak, bilincimizin çarkları oksitlenmişse; dilimiz dua ederken bile yalandan başka şeye dönmüyorsa... çocuklsrımızı sevmekten aciziz. Körkütük köleliğimizi ve/ya da uçsuz bucaksız vurdumduymazlığımızı onlara dikte ediyoruz. Dolayısıyla her çocuk, bir anne-babaya ait olmanın bedelini ödüyor. Ya da yetişkinler tarafından kuşatılmaktan kaynaklanan travmayı yaşıyor.
Kadın erkek münasebetlerine damgasını vuran meşhur hassasiyet, aslında da duyuların çöküşüyle başa baş gider. Sağlıklı ilişki ya da mutlu evlilik dediğimiz budur.eşimizi tanımamızı engelleyen hastalık mirası [o uzlaşmacı, monoton ve kronik romantizm], birlikteliğimizin sıhhatini garantiler.