Sevdalinka (kelime anlamıyla); Bosna-Hersek'te geleneksel bir müzik tarzıdır. Boşnakların halk müziğidir Birçok sevdalinka şarkısının gerçek bestecisi bilinmiyor. Sevdah kelimesi ise genellikle (Türkçe: Sevda) Boşnak geleneği ve folkloru için kullanılır, çoğunlukla aşk duygularının veya derin, dindirilemeyen (bir kişiye, şehre ya da yöreye karşı duyulan) tutkunun yarattığı ağır ve melankolik duyguları anlatır. (wikipedia)
Ayşe Kulin 'in kaleme aldığı Sevdalinka ,1992 Bosna Savaşı sırasında yaşanan insanlık dramını ve Boşnak halkının maruz kaldığı soykırımı merkezine alır. Kitabın ana fikri; savaşın yıkıcı ve insanlık dışı yüzüne rağmen, sevginin, hoşgörünün, kültürel kimliğin ve insan onurunun her türlü yıkımdan sağ çıkabileceğidir.
Sevdalinka , Yugoslavya Federatif Cumhuriyeti’nin dağılma sürecinde Sırp lider Miloşeviç’in Büyük Sırbistan hayaliyle Balkanları ateşe vermesini ve özellikle Bosna Hersek’in bağımsızlık ilanından sonra Sırpların bu topraklarda ve bütün dünyanın gözleri önünde korkunç bir Boşnak katliamı gerçekleştirmesini anlatır. Bunun dışında romanda, Boşnakların tarihî
seyirde vatanlarında uğradıkları zulüm ve acı dile getirilir. Boşnakların 1200’lü yıllardan başlamak üzere Osmanlı Dönemine kadar, 1878 Berlin Antlaşması ile Osmanlılardan kopuşu ve Avusturya Macaristan İmparatorluğuna geçişi ve İkinci Dünya savaşı dönemi ve sonrasında uğradıkları sıkıntıları yine belgelerden hareketle bir tarihçi titizliğiyle gözler önüne
serilir. Dolayısıyla roman, belgesel nitelikli tarihî bir roman hüviyeti taşımaktadır. Kitapta yazılan olaylar belgesel nitelikli, tarihi ve siyasi kişilerin dışındaki karakterler kurgudur.
Bu bölümler spoiler içerir
Romanın ana karakteri Nimeta, bir inşaat mühendisi ile evli ve iki çocuk annesidir. Bosna Televizyonunda haber
Geçen gün eski bir fotoğraf çıktı karşıma. Uzun uzun baktım. Fotoğraftaki kişi bendim ama gözlerimin içindeki dünya başka bir dünyaydı. Sonra fark ettim fotoğrafta görüp de anlam veremediğim şeyin henüz başıma gelmemiş olanlar olduğunu. Henüz kimse gitmemişti. Henüz bazı cümlelerin insanın içinde yıllarca yankılanabileceğini bilmiyordum. Henüz her kaybın bir eksilme olmadığını, bazılarının insanın içine yerleşip orada yaşamaya devam ettiğini öğrenmemiştim. O gözler bir gün aynı gökyüzüne başka bir insan olarak bakılacağını bilmiyordu. Bazı sabahların, gece boyunca susmuş bir kalbin üzerine doğacağını; bir insanın, yıllar sonra dönüp kendi yüzüne yabancı gibi bakabileceğini bilmiyordu. Ben biliyordum. Fotoğraftaki çocukla aramızda takvimlerden daha uzun bir mesafe olduğunu da, biliyordum. Bir fotoğrafın karşısında bu kadar uzun durulmazdı normalde. Ve aslında bir insanın kendi yokluğunu görebilmesi de mümkün olmamalıydı. Ama ben o gün biraz da o yokluğa baktığımı anlamıştım.🌾