10/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 12:06
Merhaba Kitap Dostlarım. İlk kitabın finali beni öyle bir merakta bırakmıştı ki ikinci kitaba başlamak için hiç beklemedim. Kurtların Gölgesinde tam da kaldığı yerden devam ediyor ve daha ilk sayfalardan itibaren kendinizi soluksuz bir mücadelenin içinde buluyorsunuz. Sıla'nın üzerinde çalıştığı proje artık yalnızca bir görev değil, ülkenin geleceğini etkileyebilecek kadar büyük bir sorumluluk hâline geliyor. Bunun farkında olan düşmanlar ise hem ekibe hem de onları koruyan Kurtlar Timi'ne peş peşe saldırılar düzenliyor. Yaşanan kayıplar, alınan yaralar ve en önemlisi aralarındaki haini bulamamanın verdiği güvensizlik, hikâyenin gerilimini her bölümde biraz daha artırıyor. Aybars, kendi acılarını geri planda bırakıp hem ekibini hem de Sıla'yı korumak için mücadele ederken, Sıla da babasının emanetine sahip çıkmak adına dimdik duruyor. İkisini birlikte okumak çok güzeldi. Aralarındaki sevgi, güven ve birbirlerine verdikleri güç oldukça doğal ve etkileyiciydi. Kitap boyunca "Acaba hain kim?" diye düşünmekten kendimi alamadım. Yazar, şüpheyi son ana kadar canlı tutmayı başarmış. Özellikle adaletin yerini bulduğu o sahnede geçen; "İsmet Akkaya, seni gözaltına alıyoruz. Devlete ve bu ülkenin insanlarına karşı işlediğin her şeyle beraber. Bugün senin cirit attığın dönem bitti!" cümlesi benim için kitabın en güçlü anlarından biriydi. Finale yaklaştıkça olayların dozu iyice arttı. Bazı gelişmeler beklediğim gibi olmadı, bazıları ise gerçekten kalbimi kırdı. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan en anlamlı cümlelerden biri de şuydu: "Bazı savaşlar kazanılmaz. Sadece hayatta kalınır." Ve son sayfalarda, hikâyeye farklı bir anlam yükleyen şu sözle baş başa kaldım: "Belki de bu bileklik yazdı hepimizin hikâyesini, kaderlerimizi birleştirdi ve değiştirdi. Artık bunu takmak istemiyorum.
Kurtların Gölgesinde IIÇağatay Düz · Vera Kitap · 202610 okunma
9/10
·238 syf.··
2026 45. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 10:33
Bu kitap hakkında ne söylesem eksik kalacak gibi hissediyorum. Bitirdiğimde ilk düşündüğüm şey şu oldu: "Ben neden bunu daha önce okumamışım?" Puslu Kıtalar Atlası tam anlamıyla bir keşif yolculuğu. İçinde tarih var, macera var, mizah var, felsefe var; ama hiçbirisi diğerinin önüne geçmiyor. Hepsi kusursuz bir şekilde birbirine karışıyor. İhsan Oktay Anar'ın dili başta biraz zorlayabilir, yalan yok. Bazı cümleleri iki kez okuduğum oldu. Ama kitabın ritmine alışınca o dilin büyüsüne kapılmamak elde değil. Özellikle atmosferi o kadar güçlü ki okurken kendimi puslu sokaklarda dolaşıyormuş gibi hissettim. En sevdiğim tarafı ise sürekli gerçekliği sorgulatması oldu. Kimin hikâyesini okuyoruz, ne kadarına inanabiliriz, gerçekten var olan nedir? Kitap bittiğinde bile bu sorular zihnimde dönüp durdu. Bu kesinlikle hızlı okunup geçilecek bir kitap değil. Sindire sindire okunmayı hak ediyor. Benim için hem çok keyifli hem de uzun süre aklımda kalacak bir okuma deneyimi oldu. Bazı kitaplar okunur ve biter, bazılarıysa bittikten sonra da sizinle kalır. Puslu Kıtalar Atlası benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu.
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,7bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
7/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 22:20
Karaya ayak basması yasaklanmış, şu üzerinde yaşamak zorunda olan bir halk düşünün. Bunlar Alaha. Sadece senede bir kez pazara gidebilmeleri söz konusu. Karada yaşayan Kenta halkı ile alışveriş yapıyorlar ve bu karaya çıkışları bile kurallara bağlı. Bir grup iyi eğitilmiş Alaha genci bu hakkı alabilmiş. Büyük bir şans. Bu şans belki de ellerine ömürlerinin bir kez geçecek. Kimsesiz olarak büyüyen Brynn, okyanusla çevrili Alaha'da muhafız adayı olarak büyür. En yakın arkadaşları Komutan Wren'in oğlu Kai ve Messer ile pazar yerine gidecek şanslı kişilerden. Fakat b burada Brynn'ın başı Kenta'lı bir asker olanan Acker ile belaya girer ve arkalarında büyük bir karmaşa bırakarak oradan kaçarlar. Hikaye ise bundan sonra başlar. Sırlar, gizlenen kimlikler,oyun içinde oyunlar. Son kelimesine kadar soluksuz okuyacağınız büyük bir macera. Her ne kadar çok ayrıntı vermese de güzel bir evren kurgusu. Belli yeteneklere sahip insanlar. Düşman halklar. Kaçma, kovalamaca. Yavaştan filizlenen duygular. Herşey çok güzel. Ta ki son iki bölüme kadar. O son, bir çok kişinin büyük ters köşe dediği şey büyük bir mantık hatası değil de nedir? Bu da kitapta anlatılan herşeyi bir anda alt üst ediyor. Biz bir yalanı mi okuduk diye düşünüyorum. Yazar hangi mantıkla olayları buraya bağladı bilmiyorum ama birçok senaryo aklımda. Bu yüzden de ikinci kitabı merak ediyorum. Kitabı son sayfalarına kadar bir solukta okudum. Kurgulanan evreni sevdim. Deniz üzerinde ağaçlarda ki evlerinde yaşayan halk fikrine de bayıldım. Fakat üzerine düşündükçe buram buram klişe koktuğunu anlıyorsunuz. Klişelere karşı değilim. Bu türde çok okuduysanız artık bu kaçınılmaz. Güzel yazılmış o ayrı bir konu. Çok akıcı bu da yadsınamaz. Fakat kitabın kapağını kapadığınızda havada kalan çok şey var. Ve o sonda ki olay.
Metal BükücüRachel Schneider · Juno Kitap · 202650 okunma
10/10
·528 syf.··
2026 56. kitabı
ALTINLA DOKUNMUŞ 𝕭𝖗𝖎𝖆𝖗’ı𝖓 𝕮𝖆𝖓𝖆𝖛𝖆𝖗𝖑𝖆𝖗ı Elizabeth Helen Serimizin ilk kitabı perilerin büyülü diyarında yaşayan dört vahşi prens ve o diyara sonradan dahil olan güzel prensesimizi tanıyarak başlamıştı. 𝐃𝐢𝐤𝐞𝐧𝐥𝐞𝐫𝐥𝐞 𝐁𝐚ğ𝐥ı’nın sonuna geldiğimde ise aklımda ki tek soru maceramızın nasıl devam edeceği olmuştu ve 𝐀𝐥𝐭ı𝐧𝐥𝐚 𝐃𝐨𝐤𝐮𝐧𝐦𝐮ş’un sayfaları ilerledikçe anladım, bir maceradan çok daha fazlasıydı prensesimiz ve prenslerimizin yaşadıkları. İlk kitabımızın sonunda insanların dünyası Orca Koyu’na sürgün edilen Rosalina,ikinci kitabımız başlarken Büyülü Vadi’ye ve kalbini bıraktığı prenslere dönmeye çabalar. Kendisini hala nişanlısı olarak gören Lucas ise Rosalina ve babası için tam bir baş belasıdır. Hikâyemiz hiç durulmadan ve o kadar heyecanlı ilerliyor ki tam bir olay çözülüyor derken yenisi başlıyor. Özellikle Sonbahar Krallığı’nı etkisi altına alan gizemli ve ölümcül don felaketi kitabımızın temposunu daha da yükseltiyor. İkinci kitabımızda ilk kitabımıza kıyasla karakterlerimizin gelişimleride çok iyiydi.Özellikle Rosalina’yı ilk kitabımıza göre çok fazla sevdim. Daha güçlü, daha olgun ve duygularını daha iyi yönetebilen bir karaktere dönüşmesini de keyifle okudum. Sadece fiziksel anlamda değil, zihinsel olarak da geçirdiği değişim hikâyemizi benim için çok daha etkileyici hâle getirdi. Farron ise bu kitabın yıldızıydı. Karakterinin katman katman açılması, yaşadıkları ve iç dünyası beni ona tamamen bağladı. Dayton her zamanki gibi eğlenceli olsa da bu kez onun farklı yönlerini görmek de çok güzeldi. Ezryn’i ise ne yazık ki yeterince okuyamadığımızı düşünüyorum ve ona daha fazla bölüm ayrılmasını isterdim. Keldarion de hâlâ beni en çok zorlayan karakterlerden biri; davranışlarının ardında mutlaka bir sebep olduğunu hissediyorum ama şimdilik onunla tam anlamıyla bağ
Altınla DokunmuşElizabeth Helen · Sonsuz Kitap · 202624 okunma
İnsan, acıyla yoğrulur ve mayalanır.
Puan vermedi·159 syf.··
2026 16. kitabı
Bu kitabı okurken bende hiçbir şekilde bu kadar tesir bırakacağını düşünmemiştim. Kitabı bitirdiğimde bir süre ağladım. Hani acı bir olay yaşarsın da bir bardak su getiren birinin olmasını beklersin; biraz sakinleşmek, o duygunun ağırlığından bir nebze olsun kurtulmak istersin ya… İşte o ağırlık hâlâ, bu satırları yazarken bile üzerimde. O suyu getirecek birini beklemek yerine masanın başına geçtim. Bir bardak su uzatamadım kendime; onun yerine kalbimden taşan kelimeleri kâğıda dökmek istedim. Belki de bazı acılar suyla değil, ancak yazıyla hafifliyordur. Zehra’nın mektubu bitirdikten sonraki afallayışı beni derinden sarstı. Yıllardır doğrularını yanlış bildiği bir adamın üzerine kurmuştu. Hayatındaki insanlarda bulamadığı erdemlerin, en nefret ettiği kişide bulunduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldı. Fakat bence Zehra’nın yaşadığı acı yalnızca babasını yanlış tanımış olmanın acısı değildi; kendi vicdanıyla karşılaşmanın acısıydı. İnsan bazen bir başkasını affetmekte değil, kendisini affetmekte zorlanır. O acıyı hissettikten sonra, babasının yırtık çoraplarından görünen ayaklarına bakarak ağlaya ağlaya giderken, onu orada yalnız bırakmaması… O satırları okurken ben de Zehra ile birlikte eğilip o ayakları öpmek istedim. Çünkü orda yalnızca bir babanın çektiği çileyi değil, geç fark edilen bir sevginin ve gecikmiş bir merhametin ağırlığını da gördüm. Zehra artık okulunu tamamlamış, muallim olmuştu. Oysa kitabın ilk sayfalarını elime alıp hikâyeyi herkes gibi bildiğimde, Zehra’ya sarılıyor ve ona hak veriyordum. Babasını suçluyor, onun öfkesiyle birlikte öfkeleniyordum. Kitabın sonunda ise fark ettim ki Zehra’nın eksik olan yanı bilgisi, zekâsı ya da doğruluk anlayışı değildi; acıma kabiliyetiydi. Belki de Reşat Nuri’nin anlatmak istediği buydu: İnsan yalnızca
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,5bin okunma
7/10
·598 syf.··
2026 60. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 23:23
Stephen King’in Karanlığı Seversin kitabını okudum. Açıkçası “daha mı karanlık seviyorsun, gel o zaman” diyor ama benim okuduğum en karanlık Stephen King kitabı kesinlikle bu değil. Karanlık denince aklıma daha çok “Gece Yarısını Dört Geçe” gibi gerçekten çok daha yoğun ve rahatsız edici kitabı geliyor; onun yanında bu kitap daha hafif kalıyor. Yine de Stephen King’i sevdiğim için bu kitabı okumak hoşuma gitti. İçinde beğendiğim, aklımda kalan birkaç hikâye de var. Genel olarak her hikâye çok güçlü olmasa da yine de okurken keyif aldım. İyi ki yazmış dediğim bir kitap oldu.
Karanlığı SeversinStephen King · Altın Kitaplar · 202678 okunma