OĞULLAR VE RENCİDE RUHLAR
‘’Maşallah sizin çocuk büyümüş de küçülmüş.’’
‘’Sus bakayım, büyüklerinin yanında nasıl konuşuyorsun öyle.’’
‘’Çocuk dediğin öyle büyüklerinin yanında çok konuşmaz.’’
‘’Neden konuşmuyorsun yavrum bak amca sana ne soruyor?’’
‘’Sus küçüğün, söz büyüğün.’’
Bunlar muhtemelen bir çocuğun gün içinde duyduğu sayısız ikazdan sadece birkaçı olmalı.
Mesele çocuklar olunca kafamız fazlasıyla karışık değil mi?
Nereye koysak olmuyor bu çocukları. Hepsi masum, hepsi günahsız, hepsi uslu…
Peki kim bu oyun oynarken en zayıflarını oyuna almayan, kim bu gözlüklü olduğu için ya da fazla kilolu ya da fazla sümüklü ya da fazla… fazla işte. Norma uymayan kim varsa zorbalayan?
Sahi kim bu çocuklar?
Bir masum, bir haşarı, bir şeytan.
İnsan doğum anından sonra gelişmemiş kafa yapısı sebebiyle bakıma muhtaç bir canlı.
Var ettiği her şeyi model alarak öğrenmek zorunda.
Çocuk bir çamur, bir kil, bir ayna.
Baktığında kendini görmek istediğin için mi kendince sıfatlar yüklüyorsun ona?
Bir masum, bir haşarı, bir şeytan.
Çocuklar bizim zannettiğimizden çok fazla şeyi anlar.
Bir şeyleri ifade edemiyor oluşları, yetersiz kelime hazneleri onların cahilliğine işaret değildir. Dil mi düşünceden önce gelişti, düşünce mi dilden önce?
Çocuklar hayatın en temel kuralına sahiptir.
Güçlü olan kazanır.
Bunu çocukların kendi aralarında kurdukları dinamikten anlıyorsunuz. Mesela Alper Kamu, kendisi her ne kadar zeki de olsa arkadaşları arasında bilek gücünü de her seferinde kanıtlayan tavırlar sergiliyor.
Beş yaşında bir çocuğun içinden geçenler mi, yoksa toplumun aklından geçenin parodisi mi?
Alper Canıgüz’ün Oğullar ve Rencide Ruhları, mizahın ciddiyetle iç içe geçtiği, Türk edebiyatının sınırlarını kaldıran, sınır tanımayan, sınırlarını kendi yaratan, zekice kalıpları zorlayan bir