Hakkında bilgimin çoğunlukla Amerikan dizi ve filmlerindeki temsilinden ibaret olduğu bir ülke Meksika. Suç oranının yüksek olduğu ve uyuşturucu kartellerinin yaygın olduğu sınırlı bilgilerim arasında. Ama bu uyuşturucu, silah, cinayet dünyasının başka bir boyutu var daha önce fazla bilmediğim. Kadınların ve kız çocuklarının bu dünyadaki yeri.
Dünyanın neresine bakarsanız bakın, aralarında büyük kültürel, ekonomik, siyasal ve sosyal farklılıklar olsa da heryerde ortak olan bir nokta var: kadının konumu. Her koşulda daha fazla zorluk yaşayan, zulme uğrayan, erkeğin malı ya da zevk aracı olarak görülen kadın. Gelişmişlik düzeyi arttıkça bu durum azalıyor olsa da hala üstesinden gelinemeyen, ortadan kaldırılamayan, en eski ayrımcılık kadına yönelik olan.
Kitapta da bunun Meksika'daki yansımasını görüyoruz. Ormanda yaşayan, ekonomik zorluklar içerisinde olan, zorlu fiziksel koşullarda yaşamlarını sürdüren, devletin hizmetlerinden fayda göremeyen aksine tedbir amaçlı eylemlerinden zarar gören bir topluluğun hayatına tanık oluyoruz. Tüm bu zorlu yaşam koşullarını üstüne bir de kız çocuklarını kartellerden gizleme çabası içerisindeler. Gelip rastgele kız çocuklarını kaçırıp götürüyorlar ve kızlardan bir daha haber alınamıyor. Köle olarak satıyorlar, istismar ediyorlar ve belki de öldürüyorlar. Ailelerin kız çocuklarını korumalarının tek yolu ise onları çirkinleştirip erkek çocuğuna benzetmeye çalışmak. Doğdukları andan itibaren kız olduğunu inkar edip erkek çocuğu olduğunu duyurmak. Bunlar da işe yaramazsa aniden gelen kartel üyelerinden saklamak için kazıkları çukurlara gömmek.
Kitaptaki öykü bundan ibaret değildi tabi ki ama beni en etkileyen, sarsan, dehşete düşüren, sorgulatan, isyan ettiren bu oldu. Kadın ve kız çocuklarının çektiği zulmün dünyanın hiçbir yerinde