Harry Potter ve Felsefe Taşı aslında bir başlangıç hikâyesi değildir. Daha doğrusu, sadece bir başlangıç değildir. Bu kitap, bir çocuğun hayatının değişmesini değil lk kez “var olduğunu” hissetmesini anlatır.
Her şey Privet Drive’da başlar. Düzenli, tertipli, kusursuz görünen ama aslında ruhsuz bir hayatın içinde. Harry orada sadece bir yük gibidir. Ona ait hiçbir şey yoktur ne bir oda, ne bir geçmiş, ne de bir kimlik. Ve insan en çok burada etkileniyor aslında. Çünkü Harry büyüyü bilmeden önce bile eksiktir.
Sonra mektuplar gelir.
O sahnede büyü yoktur aslında sadece ısrar vardır. Kapıdan kovulan, pencereden giren, yakılan ama bitmeyen mektuplar… Bu, Harry’nin hayatına ilk kez bir şeyin “ısrarla” girmesidir. Sanki dünya ona “sen varsın” demektedir. Ve o ana kadar kimsenin söylemediği bir şeyi, bir mektup söyler.
Hogwarts’a ilk adım attığı an… işte orası bir kapıdan geçmek gibi değil, bir hayata uyanmak gibidir. Büyük salonun ışıkları, uçan mumlar, dört bir yana yayılan o büyülü atmosfer… Ama en çok etkileyen şey, Harry’nin ilk kez bir yere ait hissetmesidir. Bu sadece bir okul değildir. Bu, onun “yeri”dir.
Ama kitap sadece bir keşif hikâyesi değildir.
Seçimlerin başladığı yerdir.
Seçmen Şapka’nın Harry’yi Slytherin’e göndermek istemesi… işte o an çok sessiz ama çok güçlüdür. Çünkü Harry’nin içinde bir ihtimal vardır. Ama o ihtimali reddeder. Ve belki de ilk kez kendi kimliğini kendisi seçer.
“Gryffindor.”
Bu kelime sadece bir ev değildir. Bu, Harry’nin kim olmayı seçtiğidir.
Ve sonra dostluk gelir.
Ron’un yanında olması, Hermione’nin başta mesafeli ama sonra vazgeçilmez oluşu… Bu üçlü sadece arkadaş değildir. Onlar, Harry’nin ilk defa yalnız olmamasıdır. Özellikle Hermione’nin troll sahnesinden sonra onlara katılması… orası küçük bir an gibi görünür ama