Borges her zaman âşıktı. Duyguları nadiren karşılık görmüştü ve bu onun ömrü boyunca acı çekmesine neden oldu. Anlattığı acı değildi, aşktan bahsederken de başarılı sayılmazdı. Yapıtlarında her iki duygudan da çok az söz edilmektedir. Yaradılışında bulunmakla beraber, aşk onun malzemesi değildi.
"İnsan ölür ve geriye sadece onun hakkında anlatılanlar kalır. Dünya, birbirinin içine geçen ve zamanın akışında kaybolan bitmek bilmez hikayelerden başka bir şey değildir."
İnsan içgüdüsel olarak, tamsayılardan çok rasyonel sayı (tamsayılarla oluşturulabilen kesirli sayılar, mesela 18,125 ya da 477,8), asal sayılardan çok tamsayı (başka rakamlarla yazılamayan sayılar) olduğunu hissediyor. Fakat matematikçi Georg Cantor'un 19. yüzyılın sonunda kanıtladığı gibi, bu üç sayı türünün de tastamam aynı sayıda öğesi vardır, niceliği eşittir ve buna alef-sıfır denir.
Sen uyanıklığa değil, önceki bir düşe uyanmışsın. O düş, bir başka düşle sarmallıdır, o da bir başkasıyla ve bu böyle sonsuza kadar gider, sonsuz da kum tanelerinin sayısıdır. Geriye dönerken izlemen gereken yolun sonu yoktur ve sen bir daha gerçekten uyanmadan öleceksin.