Tolkien'i Tolkien yapan 3 eseri incelesek mi?
Sigurd ile Gudrún Efsanesi bu kadar övülüyorken biraz daha gerilere mi gitsek? Arka planda parıldayan tılsımlı yüzükler, kadim haritalar, altın anahtarlar ve ejderhalar... Modern fantastik edebiyatın ve J.R.R. Tolkien’in Orta Dünya’sının temellerini atan, adeta türün "ataları" sayılan üç büyüleyici başyapıtı sizlere sunuyorum efenim! 1. Tılsımlı Yüzük (Friedrich de la Motte Fouqué) Orta Dünya’ya Dokunuşu: Yüzüklerin Efendisi'nin Kıvılcımı Önemi: 19. yüzyılın başlarında yazılan bu şövalyelik destanı, İskandinav mitolojisi ile romantik şövalye kültürünü harmanlayan ilk modern fantastik denemelerden biridir. Tolkien Bağı: Tolkien'in bu eseri çok erken yaşlarda okuduğu ve hayran olduğu bilinir. Kitaptaki lanetli ve büyüye yön veren yüzük motifi, asil şövalyelik kodları ve epik arayış (quest) anlatısı, doğrudan Tek Yüzük fikrinin ve Yüzüklerin Efendisi'ndeki epik atmosferin en büyük erken dönem ilham kaynaklarındandır. 2. Sigurd’un Hikâyesi - Peri Masalları (Andrew Lang) Orta Dünya’ya Dokunuşu: Ejderha Smaug ve Turin Turambar’ın Kaderi Önemi: Andrew Lang’in ünlü renkli peri masalı kitapları serisinde yer alan bu derleme, İskandinav ve Cermen mitolojisinin en köklü anlatısı olan Völsunga saga'yı temel alır. Tolkien Bağı: Bir kahramanın kırılan kılıcını yeniden dövmesi (Andúril), hazineye bekçilik eden dehşet verici ejderha Fafnir ve onunla konuşan kahraman figürü olmasaydı; ne Hobbit'teki Smaug'u ne de Silmarillion'daki Túrin Turambar'ın trajik hikayesini okuyabilirdik. Tolkien, Lang’in mitolojiye ve masallara olan bu yaklaşımından hayatı boyunca beslenmiştir. 3. Altın Anahtar / Elf’ler (George MacDonald & Johann Ludwig Tieck) Orta Dünya’ya Dokunuşu: Büyülü Diyarların ve Elflerin Doğuşu Önemi: George MacDonald, fantastik edebiyatın babası kabul edilir. Tieck ise Alman romantizminin
Kalbimle havsalam arasındaki köprüde yaşanılanlar, ağzımdan dökülürken bir anafora dönüşüp boğulma tehlikesine iştirak etmez lakin pek de bir ehemmiyeti yoktur. Kelimeler, havsalanın bir alegorisi gelgelelim ki günyüzüne çıkacak kadar aleni bir ziya değil. Alegorik bir gösterimdir, gösteriler ise iletişimin bir amacı olabilir ama anlamlı kısmı olmaktan ıraktır. Anlamlandırmak dilsiz bir şekilde var olur sonra telakkiye dönüşüp bir salıncak misali bir oraya bir buraya sallanıp durur. Durduğunda ise bir kısma aitlik başlar, durduğunda terakki olmaz irtica başlar nerden bakarsan bak iptidailik. Nerden bakarsan bak duran kişiler, ileriye gidemediklerinden fütüristik olamadıklarından yobaz, dogmatik olup çıkarlar. İnsan ileriye gitmek istemezse ya da gidemezse zaruri bir mürteci olup çıkar. Sorgulanmamış kültürler de böyledir başkasının telkinlerinden başka bir konumda konuşlanmazlar. Sorgula ki var ol. Sorgulamazsan bir bağlaç, edat olabilirsin ama anlamın olmaz.
Reklam
NECİP FAZIL BUGÜN ÖLDÜ
O ve Ben adlı otobiyografisinde kaydettiğine göre 25 Mayıs 1905’te İstanbul Çemberlitaş’ta cinayet mahkemesi reisliğinden emekli büyük babası Mehmed Hilmi Efendi’nin konağında doğdu. Babası Mekteb-i Hukuk mezunu ve bazı memuriyetlerde bulunmuş Abdülbâki Fâzıl Bey, annesi Mediha Hanım’dır. Baba tarafından Maraşlı olan Kısakürekoğulları ailesinin kökü Dulkadıroğulları’na dayanmaktadır. Asıl adı Ahmed Necip olan Necip Fazıl okuma yazmayı büyük babasından öğrendi. Çeşitli okullarda kesintili ve düzensiz bir öğrenim hayatı geçirdi. Önce Gedikpaşa’da bir Fransız, sonra aynı yerde bir Amerikan mektebinde, Büyükdere Emin Efendi mahalle mektebinde, Büyük Reşid Paşa Numune, Vaniköy Rehber-i İttihad mekteplerinde okuduktan sonra Heybeliada Numune Mektebi’nden mezun oldu. Aynı yıl Heybeliada Bahriye Mektebi’ne kaydoldu. Burada da beş yıl okudu, ancak diploma alamadan ayrıldı. 1921’de İstanbul Dârülfünunu Felsefe Şubesi’ne yazıldı. Bu öğrenimini de tamamlayamadan kazandığı devlet bursu ile felsefe tahsili için Paris’e gitti. Fakat Paris’te de düzenli bir öğrenci olamadı, kısmen sanat çevrelerinde bulunduysa da kendini daha çok eğlenceye ve bohem hayatına verdi. Türkiye’ye dönüşünde İstanbul ve Anadolu’da bazı bankalarda memuriyet ve müfettişlik yaptı. Bir Fransız mektebinde, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde ve Robert Kolej’de çeşitli dersler okuttu. Bu arada felsefe öğrenciliğinden beri girmiş olduğu basın çevresini daha çekici ve eser vermeye daha uygun bir ortam olarak gördüğünden 1942’den itibaren memuriyetlerini bırakıp geçimini yazılarından ve yayıncılıktan sağlayamaya başladı. Son yıllarına kadar Büyük Doğu dergisinin ve Büyük Doğu yayınlarının sahibi ve yazarı olduğu gibi bazı günlük gazetelerde fıkra ve makaleleri de yayımlanmaktaydı.
Hayata Dair
Sineklerin Tanrısı
Eğer: • Yellowjackets • Lost • The Leftovers • ritualistik ve alegorik anlatılar • insan doğasının karanlık tarafı ilginizi çekiyorsa, bu dizi tam anlamıyla kaçırılmaması gereken bir iş olmuş.
Film
Hayatın evreleri
Ölümünden sadece beş yıl önce tamamlanan bu tablo, tipik olarak Friedrich için fânilik ve hayatın geçiciliği üzerine melankolik bir meditasyondur. Alacakaranlıkta bir Baltık Denizi limanı görüyoruz. Ön planda, sırtını izleyiciye dönmüş, limana bakan bir yetişkine ve bir üç çocuğa doğru yürüyen yaşlı bir adam var. Figürler, limanda gösterilen ve her biri kıyıdan farklı bir mesafede gösterilen beş gemiyle yankılanıyor; bu, hayatlarının farklı aşamalarına, bir yolculuğun sonuna, ölümün yakınlığına alegorik bir göndermedir. Figürlerin Friedrich ve ailesine ait olduğu belirlenmiştir: Yaşlı adam sanatçının kendisi, genç olanlardan biri oğlu Gustav Adolf, küçük kızı Agnes Adelheid, büyük kızı Emma, ​​silindir şapka takan yetişkin erkek ise yeğeni Johann Heinrich.
Filibeli Ahmet Hilmi (1865-1914) ve Bediüzzaman Said Nursi (1878-1960), Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet'in başlarında İslam düşüncesini materyalist ve pozitivist akımlara karşı savunan iki önemli isimdir. Benzer hedeflere (imanı kurtarmak, Batı felsefesine cevap vermek) sahip olsalar da, yöntem ve odak noktaları açısından farklılıkları mevcuttur. İşte Filibeli Ahmet Hilmi ile Bediüzzaman Said Nursi arasındaki bazı görüş farklılıkları: 1. Felsefi Yaklaşım ve Yöntem (Vahdet-i Vücud vs. Tevhid-i Hakiki) Filibeli Ahmet Hilmi: Vahdet-i vücud (varlığın birliği) düşüncesini savunur ve tasavvufi bir bakış açısına sahiptir. Materyalizme karşı maddeyi tamamen reddeden, maddeci iddiaları vahdet-i vücud felsefesiyle çürüten bir tutum sergiler. Felsefi derinliği olan, rasyonel ve mistik argümanları harmanlayan bir yöntem kullanır. Bediüzzaman Said Nursi: "Tevhid-i Hakiki" (hakiki birlik) anlayışını esas alır. Maddenin reddinden ziyade, maddenin Allah'ın isim ve sıfatlarına aynalık yaptığı (mana-yı harfi) bir yaklaşımı benimser. Varlığı "Allah adına" okuyan tefekkür yöntemini geliştirmiştir. 2. Tasavvuf ve Tarikat Bakışı Filibeli Ahmet Hilmi: Tasavvufi yönü güçlüdür, özellikle Şazeliyye yoluna bağlılığı ve sufi hikmeti düşüncesinin merkezine koyduğu bilinir. Tarikatların ıslahı meselesiyle yakından ilgilenmiştir. Bediüzzaman Said Nursi: Hayatının erken dönemlerinde tasavvufi tecrübeleri olsa da, özellikle Risale-i Nur döneminde "meslek-i tasavvuf" yerine doğrudan "Kur'an-ı Hakîm'in hakikati" ve akli/kalbi tefekkür üzerine kurulu bir metod (Risale-i Nur yolu) geliştirmiştir. Tarikatı inkar etmemekle birlikte, zamanın "iman kurtarma" zamanı olduğunu vurgulamıştır. 3. Materyalizme Karşı Mücadele Yöntemi Filibeli Ahmet Hilmi: Dönemin materyalistlerine (Baha Tevfik vb.) karşı Batı
Reklam
Reklam