Yaşarken korkunun, zaafların, dünya nimetlerinin ve insanı cezbeden daha nice şeylerin kapılarını üstünkörü bir merakla yarım açıp hemen kapatan üstat, içi leşlerle dolu yuvarlağın kapısını da kapatmak üzereydi. Artık onun için sürekliliğini ve akışını çok eskiden kaybeden zaman, karda bir kızağın sessizce kayması gibi başıboş ve amaçsız, huzur dolu bir devinimle kendini peltemsi bir boşluğa salmıştı.
Dünyaya bir türlü alışamayan üstat (Oblomov) bu nefesle ardında sessiz bir boşluk bırakarak sırlar meclisine… Eşi onun bir an kırk bir rakamını telaffuz ettiğini duyar gibi… Arkasına döndü. Elindeki tencere bir anda yere... İçindeki o küçük boşluğu bir ömür oya oya büyüten korku ile yüz yüze... Üstat kırklara karışmak… Elinden düşmek üzere olan fincanı… Keskin bir çığlıkla birlikte kesif bir gül kokusu odayı…