Büyüme İllüzyonu ve Satın Ama Gücü Paradoksu Ekonomi yönetiminin "Türkiye son 20 yıldır kesintisiz büyüyor" tezi, matematiksel olarak doğru ancak sosyolojik olarak bir illüzyondan ibarettir. 2020 pandemisi ve 2023 depremiyle taçlanan bu modelin temel karakteri şudur: Makro-Ekonomik Emme-Basma Tulumba: Enflasyonist bir ortamda faizlerin kasıtlı olarak düşük tutulması, geniş halk kitlelerinin (emeğin) satın alma gücünü eritirken, likiditeyi varlık sahibi yeni elitlerin cebine pompalamıştır. Nominal büyüme rakamları yükselirken halkın alım gücünün çökmesi, sistemin bir hatası değil; sermayenin el değiştirmesini ve yeni seçkinlerin servet birikimini hedefleyen bilinçli bir matematiksel modelin sonucudur.
Tarih
Samed | es-Samed İsminin Anlamı Samed isminin lügat anlamı: es-Samed; yönelmek, sağlamlık, sertlik, seyyid, kapısına müracaat edilen efendi, şerefli zat, içinde boşluk, olmayan, eksik ve gediği olmayan, nüfuz edilemeyen anlamlarına gelmektedir. ES-SAMED: Her şey ve herkes kendisine muhtaç olan, kendisi hiçbir şeye ve hiçbir kimseye muhtaç olmayan. Başka bir anlamda, dertlerin, kederlerin, istek ve ihtiyaçla­rın verilip giderildiği tek kapı, tek müracaat kapısıdır. Samed isminin ıstılah anlamı: Samed; ihtiyaç ve istekleri sebebiyle her varlığın kendisine yöneldiği yüce zattır. Samed; herkesin kendisine ihtiyaç duyduğu, kendisi ise kimseye ihtiyaç duymayandır. Samed; her dileğin ve isteğin biricik merciidir. Samed; ulular ulusudur. Samed; kendisinden başka üstün varlık tasavvur edilemeyendir. Samed; bütün isim ve sıfatlarında kemal sahibidir. Samed; eksiği ve kusuru olmayandır. Samed; kendisine nüfuz edilemeyendir Allâh’u Teâlâ, kullarına muhtaç olamaz. Bu bir tezat olurdu. Bu nedenle kullarından gelecek hiçbir şeye de muhtaç değildir. İnsanların ondan istemesi ve onun ver­mesiyle hâzinesi eksilmez ve vermekten yüksünmez, çekinmez. Tam tersine istenmekten hoşlanan Allah, ver­mekten de hoşlanır. Burada belki bazıları daha fazla şeye sahip olamadıklarından yakınacaklardır. Ancak rızkın ve ihtiyacımızın zaruri olanını Allah, hiçbir istemeye ve şarta bağlı olmadan veriyor. Bizim elde etmek istediklerimizi de istediğimiz takdirde eğer isterse ve hikmeti gerekli görür­se veriyor. Malı mülkü iyiye kullanmak esastır ve bizde bu cevheri görürse verir. Samed | es-Samed Dualar ve Zikirler ES-SAMED isminin zikri (134) adettir. Zikir saati Müş­teridir. En etkili Zikir günü de Perşembe’dir. Perşembe sa­bah güneş doğarken ve ikindi namazı sonrası. Bu adın hizmet meleği Hz.
Din İslam
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"İslami devlet, modern dünyada imkansızdır.." Hallaq’ın dediği gibi “modern dünyada İslami devlet imkânsız” meselesi boş bir laf değil. Çünkü modern devlet dediğin şey, kendi tiranlığını sınırlayacak hiçbir üst otorite tanımıyor. İslam’da ise iktidar, vahyin çizdiği sınırla kayıtlı. Bugün “sistemin içine girip toplumu dönüştürelim” fikri kulağa hoş geliyor ama tarihte bunun pek karşılığı yok. İmam-ı Azam niye reddetti? Ahmed b. Hanbel niye direndi? Kutub niye Benna gibi pembe hayale kapılmayıp geri adım atmadı? Efendimiz as müşriklerin sadece birini kabul etmeleri için çırpındığı şartları kabul edip içlerine girmedi. Güneşi de ayı da verseniz yine de kabul etmem diyerek çizgiyi çekti. Ama burada Hz. Yusuf ayrı bir yerde duruyor. Sisteme girdi ama sistemin adamı olmadı. Vazifeyi üstlenirken ayette buyurduğu “alîm” ve “hafîz” oluşu boşuna değil; yönlendirilen değil, yön veren bir pozisyonda. Yani alanını kendisi çiziyor. Belki de kritik nokta tam burası: Sistem sana alan açmıyorsa, seni şekillendiriyorsa, oraya girmek bir şey kazandırmaz, bomboş bir telakkidir. Ama eğer yön verebileceğin bir alan varsa, o zaman içeriden dönüşüm mümkün.
Siyaset Felsefesi
Maarif'in Yeni Tercümesi ve Editörlük Çalışmaları
Metinsel Restorasyon ve İrfani Dilin Yeniden İnşası: Seyyid Burhâneddîn’in Ma‘ârif Tercümeleri Üzerine Metodolojik ve Eleştirel Bir Mukayese Bu makalede, tasavvuf tarihinin en cezbeli ve aforizmatik metinlerinden biri olan Seyyid Burhâneddîn Muhakkik-i Tirmizî’ye ait Ma‘ârif’in iki farklı Türkçe tercümesi; dönemsel dil politikaları, terminolojik sadakat, nazım estetiği, metin tenkidi metodolojisi ve dramatik anlatı teknikleri açısından karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Abdülbâki Gölpınarlı tarafından 20. yüzyılın ortalarında üretilen öncü nitelikteki literal çeviri ile yeni neşre hazırlanan tercüme metinleri; ontolojik, hermeneutik ve lirik katmanları aktarma kabiliyetleri açısından masaya yatırılmıştır. Çalışma, bir klasik metnin yeniden çeviri süreçlerinde uğradığı semantik dönüşümü ve kayıp-kazanım dengesini kuramsal bir zeminde temellendirmeyi amaçlamaktadır. 1. Yeniden Çeviri Paradigması ve İki Ufuk Klasik Türk-İslam düşüncesinin irfani metinlerini modern bir dille yeniden buluşturmak, yalnızca bir lügat eşleştirmesi değil, metnin doğduğu batıni uzamın sentaktik (sözdizimsel) ve kavramsal olarak yeniden inşasıdır. Seyyid Burhâneddîn'in Ma'ârif'i; parça parça coşkulu yapısı, manzum geçişleri, sembolik hicivleri ve yoğun ayet atıflarıyla mütercim için çetin bir filolojik sınava dönüşmektedir. Abdülbâki Gölpınarlı çevirisi, metni Türkçe okura ilk kez sunan tarihsel bir kutup çalışma olmakla birlikte, dönemin egemen dil politikalarının getirdiği "Öztürkçeleştirme" ve rasyonalizasyon refleksi nedeniyle tasavvufi ıstılahların dikey metafizik anlam alanını yer yer düzleştirmiştir. Yeni çeviri paradigması ise Gölpınarlı’nın filolojik mirasını bir basamak olarak kullanıp metne teknik terminolojisini, manzum musikisini, metaforik canlılığını ve anlatısal tansiyonunu
Edebiyat
Bir kitap okuyan herşey bildiğini, İkinci kitap okuyan kuşkuya düşer, üçüncü kitabı okuyan hiçbirşey bilmediğini anlar, okudukça gelişir insan, Hiçbirşey okumayan ise kendini Alim zanneder cahilleşir.
Alıntı
Yorumları zenginleştirirsek müstefid olur. Buyrun lütfen
Senin manevi rehberin (psikolog-nâsih), maddi manevi rehberin (muallim-âlim-lider-mürşid) var mı?
Felsefe-Düşünce