Evet, başında şuur ve yüzünde gözü bulunana şu kâinat ve şu mevcudattaki nizam ve mizan ve tanzim ve tevzin; bir tek, yekta, Vâhid, Ehad, Kadîr, Mürîd, Alîm, Hakîm bir zatı vahdaniyet mertebesinde gösterir. Evet, her şeyde bir birlik var. Birlik ise biri gösterir. Mesela, dünyanın lambası olan güneş birdir; öyle ise dünyanın mâliki dahi birdir. Mesela, zemin yüzündeki zîhayatların hizmetçileri olan hava, ateş, su birdir; öyle ise onları istihdam eden ve bizlere musahhar eden dahi birdir.
Sayfa 253 - Rnk Neşriyat, İstanbul - 2023
Din
Reklam
Faydalı ilim, seni şeytanın hile ve tuzaklarına karşı korur. Onun, kötü âlimleri Allah'ın (c.c) gazabına uğratana kadar nasıl yoldan çıkardığını sana bildirir. Onlara kötü alim denmesinin sebebi; onların dinleri karşılığında dünyayı satın almalarıdır. İlmi, devlet adamlarının mallarını almaya, yetimlerin, miskinlerin ve vakıfların mallarını yemeye vesile edindiler. İnsanların kalplerinde yer edinme ve makam mevki elde etme peşine düştüler. Gayretlerini bu yolda sarf etmeleri onları riyakarlığa, ilim ve amelde münakaşaya ve böbürlenmeye sevk etti.
Din
"Gösteriş için öğrenilen ilim, kalpte kibri besler. Kibir ise ilmin bereketini yok eder. Kişi bildiğini çoğalttıkça tevazu yerine gurur artıyorsa, orada bir hastalık başlamış demektir. Gerçek âlim, bilginin ağırlığını hisseder; ne kadar öğrense de bilmediklerinin daha çok olduğunu idrak eder. Gösterişe kapılan ise birkaç mesele öğrenince kendini yeterli görür. Başkasını küçümser, farklı görüşe tahammül edemez. Böylece ilim, kalbi arındırmak yerine katılaştırır. Dil, bu katılığın en açık göstergesidir. İlmi gösterişe alet eden kimsenin sözlerinde sertlik artar. Muhatabını anlamaya çalışmaz, onu susturmaya yönelir. Tartışmayı hakikati bulmak için değil, galip gelmek için yürütür. Böyle bir tartışmada kazanan olmaz; yalnızca nefisler beslenir. Hakikat ise çoğu zaman gölgede kalır. Çünkü hakikat, kibirle değil tevazuyla ortaya çıkar. İlmin gösterişe alet edilmesi yalnızca açık övünmelerle olmaz. Bazen kişi, doğrudan kendini övmez fakat sürekli kendi okuduklarını, araştırmalarını, ulaştığı bilgileri dile getirir. Her meselede sözü kendine çeker. 'Ben bunu biliyorum' demese de konuşmanın akışı onu merkeze koyar. Böylece ilim, fark edilmeden bir üstünlük aracına dönüşür. Oysa ilmin gayesi, insanı merkeze almak değil; hakikati merkeze koymaktır."
Sayfa 44 - Tutku Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
İSKİLİP'Lİ ATIF HOCA, HAİN DEĞİLDİ...
(...) Ama son zamanlarda Murat Bardakçı önderliğinde bir vaveyla koptu: “İskilipli Atıf Hoca aslında şapka kanunu yüzünden asılmadı, müslümanlar yalan söylüyor, asılmasının sebebi, Millî Mücadelede Yunanlıları tutması, yâni vatan haini olmasıdır.” Kemalistler de bu lâfa atladılar hemen. Zaten bunu bekliyorlardı. Önceden İskilipli Atıf Hoca‘yı, İstiklâl Mahkemeleri’ni vs Müslümanlardan duyuyorlar, ama verecek cevab bulamıyorlardı. “E ne yapalım, devrim kansız olmaz” diyorlardı. Bardakçı‘nın lâfından sonra, “İskilipli Atıf Hoca vatan hainidir” diye bir muhabbet aldı yürüdü. Şimdi bu iddiayı savunan insanlara karşı aslında söylenecek bir şey yok. Çünkü onlar sadece Bardakçı‘nın lâfına ihtiyaç duyuyorlardı, artık sen ne söylersen söyle dinlemezler, aldıkları gazla devam ederler. Her konuda, hep böyle olmuştur. Onun için, bu düzlemde tartışmanın hiçbir anlamı yok. Ama şükür ki, Atıf Hoca‘nın tutuklanmasına ve yargılanmasına ilişkin mahkeme zabıtları ortadan kaybolmadı. Neden tutuklandı Atıf Hoca? “Frenk Mukallitliği” kitabından… Neden yargılandı Atıf Hoca? “Frenk Mukallitliği” kitabından… Hattâ sadece o tutuklanıp yargılanmadı; kitabın tüm mevcutları toplatıldı, kitabı satan -aralarında bir Ermeni sahafın da bulunduğu- birçok kişi tutuklandı ve yargılandı. Atıf Hoca, hepsi de şapka kanununa muhalefet suçundan tutuklanan Uşaklı Hoca Süleyman, Antepli Salih Efendi, Bozkırlı Ahmet, Sultaniyeli Durmuş Hoca, Dağıstanlı Şeyh Şerafüddin ve bağlıları, Maraşlı eski mebus Hasip Efendi, âlim Tahirülmevlevî, gazeteciler Seyyid Tahir, Ömer Rıza (Doğrul) olmak üzere birçok kişiyle beraber Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde hesaba çekildi.
GÖLGELER -Yaşadığımız Günler-I-, 1 Kasım 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Hayırlı ameller işlemek için zengin olmayı, âlim olmayı, mevki sahibi olmayı beklemeye hacet yok. Herkes hayır yapabilir, yarım hurma ile de olsa tatlı bir söz, güzel bir yüzle de olsa yoldan rahatsızlık veren bir taşı, bir dikeni atmak sûretiyle de olsa hayır yapılabilir.
Sayfa 39 - Reyhanî Yayınları
Reklam
Reklam