Kalbimi delip geçen bir kitap okudum.
Mutlu, kocaman bir gülümsemeyle başlayan kitap sayfalar ilerledikçe soldu. Bir enkaza dönüştü.
Doğal köy hayatı, konuşan, sevilen toprak, yük gelmeyen komşuluk, kapısı kilitlenmeyen evler, aileden sayılan hayvanlar, dayanışma, dostluk, sadakat..
Birlikte içilen bir tas çorba, vefa,saygı,alınteri,
Şakalar,esnaflar, kalp kırmayan pazarlıklar..
Çiçek böcek, inek,at,yer, gök hepsi mutlu...
Sonra bir gün..
İnce narin köyün topraklarına kaba postallarıyla abanan Ruslar...
Eşitlik denilerek alınan topraklar
Ahırlardan çalınan hayvanlar
Ortaklık denilerek sökülüp dümdüz edilen evler,
Komünizmin köylünün kapısında merhametsiz bir dile dönüşmesi
Sürüklenerek hapislere atılan insanlar.
Özvatanlarında parya, özvatanlarında sürgün.
Ruslar Kırım'ı işgal etti.
Soluş.....
" Onlar da insandı "derken, yazarın masum halka yazdığını düşünebilirsiniz ama yazar bu cümleyi Ruslara ithaf ediyor ve romanını dua ile bitiriyor.
Ve kitap şöyle bitiyor:
"Evet, onlar da insandır! Pavlenko'lar, İvan'lar, Kostyük'ler, Vasil Dimitroviç'ler, Stepan'lar... Belki bunu gülünç görecekler; ama nasıl görürlerse görsünler, ben eserimi tekrar sakin bir dua ile bitirmek istiyorum. Romanımı kapatırken; "Tanrım!" diyorum. "Onlar da insan! Acı onlara! Kendileri gibi, başkalarının da insan olduğuna inandır onları!"