Otoparka doğru ilerlerken bir Arap turist grubunun ortasına düştüm. Kafası sargılı altı adam… Şapkalarının altından kanlanmış gazlı bezler görünüyordu. Hayır, savaşta yaralanmış, Türkiye’de tedavi gören askerler değil saç ektirmeye gelen gençlerdi bunlar.
Bir insanın bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu? Ahbapça bir selam ve temiz bir gülüş… Ve ben bu anda başka hiçbir şey istemiyordum. Dünyanın en zengin adamıydım.