Ölüm bir eve girince sağ kalanları da biraz öldürüyor.
Bu sükût ondandır. Her başın içinde ölüm.
Kimse konuşmaz, hızlı yürünmez, bardak masanın üstüne yavaş konur, nefes alırken bile ses çıkarmamaya çalışılır.
Sağların ölüye bu benzeyişleri insanlarda bir müsavi olmak ihtirası bulunduğunu gösterir.
Bir nevi adalet.
Ne zaman vaktiyle buluştuğumuz sokaktan geçsem içim acıyor. Hakikaten iç acısının ne olduğunu sen bilir misin ?
Yani hakiki iç acısını.
Böyle birden gönlün bulanıyor, o acının başlayacağını anlıyorsun, sonra aniden bir iğne sokulmuş gibi yüreğine göz göz bir şeyler oluyor sanki. Bir acıyı tarif etmek için başka bir acıyı anlatmak ne kadar manasız değil mi? Ama öyle işte. Başka türlü anlatamam. Renk olsa kıpkırmızı olurdu acım. Bayrak kırmızısı gibi.
Öyle bir yanıyor ki bazen içim, bu dünyayı bırakıp gidesim geliyor.
Anlamıyorsun değil mi?
Anlamıyorsun biliyorum...
Kendini boşuna harcamış olur insan
Dilediğine erer de sevinç duymazsa.
Yıktığın hayat kendininki olsun daha iyi,
Yıkmakla kazandığın şey kuşkulu bir mutluluksa.