Alperen

Alperen
@alperenttnc
Psikolojik Danışman
Gaziantep
16 Haziran
77 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Çevirmenin Çeviri Anındaki Endişesi
6/10
·112 syf.··
2021 15. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 07 Mart 2021 12:31
“Kaleci topun yuvarlanıp çizgiyi geçişine baktı...” cümlesiyle başlayıp bir futbol maçında kalecinin penaltı kurtarışıyla sonlanan novella, başkahramanımız eski kaleci Bloch’un başlangıç cümlesindeki gibi hayatında topu kalede görüşüne değinen metaforik bir içeriğe sahip. Ancak dur durak bilmeyen akışı ve hızlı geçişleriyle her ne kadar sayfa sayısı az da olsa okuması kolay olmayan bir kitap. Geçişler o kadar hızlı ki insan dikkatini sürdüremediği için o anki noktaya nasıl geldiğini hatırlamıyor. Üzerine bir de karakterin normal dışı halleri eklenince kitabı anlaması bir hayli zorlaşıyor. Karakterimiz suç işlemesiyle beraber en ufak detaylardan, bir nesnenin duruşundan, herhangi bir insanın basit bir hareketinden anlam çıkarmaya başlıyor. Suçluluk psikolojisi onu ilk başta yabancılaşmaya ardından paranoid tepkilere sürüklüyor. Yersiz takıntılar ve her seferinde mutlaka uğradığı mekanlar az önce bahsettiğim hızlı geçişlerle bütünleşince de okuyucunun dikkatini sürdürmesi bir hayli zorlaşıyor. Bu tür kitaplarda okuyucuyu kitabın bütün bu doğal dikkat dağıtıcı unsurlarına rağmen akışa bağlayan yegane kurtarıcı kaliteli bir çeviridir. Ancak kitabın çevirisi de maalesef okuyucunun akışı anlamasının önüne set çekiyor. Cümleleri akış haline uydurmak yerine çevirmen, sanki Google Çeviri kullanarak elde ettiği devrik cümleleri kullanmış gibi. Ayrıca günlük dilimize uygun kelimeler seçilebilirlerdi. “Hakem gecikmeleri verdi” yerine “Hakem uzatmaları verdi” yazmak ya da “ücret günü” yerine “maaş günü” yahut “aybaşı” tabirlerini kullanmak Türkçe bilen bir çevirmen için bu kadar zor olmamalı. Bir de üzerine dilimize artık oturmuş kelimeleri güya Türkçeleştirmeye çalışmak gibi “paratoner” yerine “şimşekçeker” kelimesini kullanması işi iyice komikleştiriyor, zira paratonerin
İnsan
Kalecinin Penaltı Anındaki EndişesiPeter Handke · Ayrıntı Yayınları · 2016607 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İngiliz Narkissos'un Portresi
9/10
·190 syf.··
2021 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2021 14:55
Okuduğum basımda kitabın ön kapağında yer alan resim ve kitap hakkında işittiklerim henüz okumaya başlamadan içinde nelerin olacağına yönelik destekli tahminler yürütmemi sağladı. Kitabı bitirdikten sonra ise şu düşünce zihnimde yer edindi: Oscar Wilde, Dorian Gray’de Narkissos’u dönemin Büyük Britanya'sında yeniden ve dehşetle yorumladı, daha doğrusu portreledi. Dorian’ın gözleri büyüleyen güzelliğini çizimiyle somutlaştıran ressam Basil Hallward aşkından parçalar kattığı portreyi Dorian’a gösterdiğinde İngiliz Narkissos’umuzun da korkunç trajedisi başlamış oldu. Kendine olan aşkı gençliğinin ateşiyle harlanan Dorian, Lord Henry’nin realist, hedonist ve özgün yorumlarıyla beraber kendi portresinin her daim genç ve güzel kalacak olmasını kıskandı. İngiliz Narkissos, yansımasının değil, kendinin genç kalmasını Tanrı’ya yalvararak iletirken ruhu ve bedenini iki parçaya ayırdığından habersizdi. Ruhu portrede aksetti, bedeni ise yüzünde. Bundan böyle tablonun değişmez gençliği bedenine, ruhunun bütün kirleri de tabloya yansıyacaktı. Yazar, Dorian'ın trajedisi dışında Lord Henry'nin ağzından yaşadığı çağdaki toplumsal ve bireysel yapıya yönelik görüşlerini ve analizlerini de okuyucuya aktarıyor. Lord Henry'nin yaşamın içinden ve genellenebilir karakter tahlillerinin her ne kadar özgün bir yanı olsa da insanların bilinçaltını yorumladığı görüşlerinin Freud'tan etkilenerek ortaya atıldığı aşikar. XIX. yüzyılın sonlarında yükselişe geçen psikoloji ve onun yükselmesinde başrolü üstlenen Freudyen anlayış, yazarı karakterlerin kişiliklerini oluştururken felsefeyle beraber ziyadesiyle tesir altında bırakmış. Wilde, aynı zamanda mitolojik ögelerden ve elbette bir Büyük Britanyalı olarak Shakespeare'in trajedilerinden de oldukça etkilenmiş. Dorian'ın karakter gelişiminden de
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Everest Yayınları · 202499,3bin okunma
Bir Kafa Karışıklığının Romanı
7/10
·200 syf.··
2021 9. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2021 17:49
Kitap, Peyami Safa'nın neredeyse her kitabında olan hastalık, yalnızlık ve ikilemler arasındaki savruluş temaları üzerine inşa edilmiş. Peyami Safa, romanın karakterlerinden muharrirde şüphesiz kendini ve romanda yaşanan olaylarda da başından geçmiş olması muhtemel sergüzeştleri anlatmış. Kitabın içinde muharririn "Bir Adamın Hayatı" isimli eseri dağınık ve parça parça ele alınıyor, çoğunlukla Mualla ile birlikte nadiren de Vildan'ın ağzından eşlik edebiliyoruz muharririn bu eserine. Ayrıca hastalık ve yalnızlık teması Bir Tereddüdün Romanı'ndan sıyrılarak kendi içinde yer alan Bir Adamın Hayatı'nda bize kendini aksettiriyor. Öyle bir raddeye çıkıyor ki bu, Mualla okurken fazlasıyla etkilenip kendini hasta hissediyor. Elbette burada Peyami Safa, kendi kitaplarının etkileyiciliğini bizlere göstermek istiyor. Bunu farklı yerlerde ve ekseriya başka karakterlerin ağzından yapıyor. Kitabın tereddüt boyutu, muharririn Mualla'ya evlenme teklif edişi ile başlıyor, bu kısma kadar ne yazık ki kitaba temel olamayan Bir Adamın Hayatı'nın Mualla üzerindeki tesirlerini okuyoruz. Yani Server Bedi, kendi yazarlığını överek meşgul ediyor okuyucuyu. Tereddüt, teklifle başlamasına rağmen muharririn "kadın rüzgarı" olarak adlandırdığı süreç içerisinde kendiyle iletişime geçen Vildan'ın kişiliği ve onunla aralarındaki ilişkide daha çok tesirini gösteriyor. Şahsi temayüllerden bir anda asri ve dünyevi değişimlere geçişle tereddüdün aslında nerede olduğunu yazar, okuyucularına kanıtlamış oluyor; ancak bunu o denli keskin ve anlık ruhi değişimlerle yapıyor ki muharrir karakteri bir anda sanki bir başka karakter oluveriyor. Kendince kesin söylemler ve gerçekleşmesine büyük bir kesinlikle baktığı tahminler yapıyor kitabın son bölümünde Peyami Safa, lakin yaptığı tahminler Aylak Adam ve
Bir Tereddüdün RomanıPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 20209,1bin okunma
Ölülerin Evinde Dirilen Dostoyevski
8/10
·369 syf.··
2021 7. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2021 12:01
Dostoyevski'nin Sibirya sürgününde edindiği tecrübelerini ve izlenimlerini aktardığı Ölüler Evinden Anılar kitabında okuyucu kendini doğrudan doğruya sürgün ve mahpus hayatının içinde buluyor. Kitaba başlanıldığı anda Dostoyevski, sürgün yeri olarak görülen Sibirya'nın yapısından, orayı ve oradaki sivil yaşamı methederek adeta sürgün yaşamıyla barışık olduğunu kanıtlamaya çalışır bir şekilde bahsediyor. Sonraki sayfalarda karakterin anıları ile beraber okuyucu da mahpus hayatını keşfediyor. Halkın suçlulara olan bakış açısını kendi de benimseyen Dostoyevski, tüm Rusya'da (eskiden Türkiye'de de görüldüğü gibi) cinayetin felaket, suçlunun ise zavallı olarak görüldüğünü vurguluyor. Hatta o denli kaderci bir yaklaşımla bu durumu ele alıyor ki mahpusların işledikleri suçları, yazgılarında öyle yazdığı için işlediklerini ve bütün bunların iradeleri dışında gerçekleştiğini belirtiyor, ülkemizde bu durum "kader mahkumu" olarak tanımlanıyor. Mahpushane içinde uzun yıllar boyu orada kalacak olan kader mahkumları, artık sivil hayattan tamamen kopuk oldukları için yaşamaktan da -her ne kadar tutunmaya çalışsalar da- uzak kalıyorlar. Bu yüzden hapishanenin içi yaşıyormuş gibi görünen, nefes alıp veren ölülerle dolu, koğuşlar odaları, hapishanede kaderlerinin mağdur ve mahkum ettiği bu insanların evi. Dostoyevski, suçluları kitap boyu, hangi suçu işlemiş olursa olsunlar belki de sırf ölü gibi yaşadıklarının farkında olmadan hayata hevesle tutunmak için çabalamalarından ötürü yaramaz, masum çocuklarmış gibi görüyor ve onları nizam içinde tutmanın tek yolunun onlara gerçekten iyi davranmak ve saygılarını kazanmak olduğunu söylüyor. Çeşitli işlerde çalıştırılan mahkumlara bu işlerin kayda değer gelmediğini, eğer onlara gerçek manada çalıştıklarının ve ilerleme kaydettiklerinin
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,7bin okunma
Ah be Alper Canıgüz...
6/10
·216 syf.··
2020 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2020 19:28
Güzel bir kurgu, lakin aceleye gelmiş bir roman. İçerik biraz daha zenginleştirilerek bir yüz sayfa daha uzatılıp hem kurguya sadık kalan hem de toplumsal sorunlara daha çok vakit ayıran ve böylece kara mizah özelliğini gerçek manada yansıtan bir eser olabilirmiş. Ayrıca şöyle de bir durum var: Karakterler arasında yaşanan toplumsal, teolojik ve politik tartışmalarda neden konuşan tüm karakterler çok zeki? Karakterler arasındaki geçişler diyaloglarla keskin bir şekilde ayrılamamış; sohbetler diyalogdan ziyade monolog gibi. Kitap uzatılsa merak uyandıran kısımlar bir anda değil, daha çok kuşku içinde okuru kurguya çekebilirmiş. Tüm bu eleştirilere rağmen kitap gayet akıcı ve sürükleyici. Yazarın bir pasaja kendi gençliğini eklemesi gayet güzeldi. Kitapta başkarakter Aziz, “orta kantin” dedikçe okulum burnumda tüttü... Son olarak kitabın İskender Doğan’la ve onun muhteşem eseri Kan ve Gül’le daha çok temellendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Edebiyat
Kan ve GülAlper Canıgüz · April Yayıncılık · 20178,9bin okunma