“İnsan, kardeşini, çoğunlukla alışık olduğu için sever. Nadiren de anlaştığı, taktir ettiği için yakınlık duyar. Ama dostlar öyle midir? Dostlar, itinayla seçilmiştir? İnsanı kardeşe bağlayan, birlikte yaşanan acı tatlı anlar değil midir?”
“Şimdi yine yoklar ama bu yokluk, gerçek bir yokluk değil. Varken nasıl yok olabilir insan? Ben o yokluğa düşman oldum. Bir karabasan gibi çöktü üstüme. Öyle ağır ki… Hiçbir şeyin varlığı anlam taşımadı ömrüm boyunca.”
“Şimdi yine yoklar ama bu yokluk, gerçek bir yokluk değil. Varken nasıl yok olabilir insan? Ben o yokluğa düşman oldum. Bir karabasan gibi çöktü üstüme. Öyle ağır ki… Hiçbir şeyin varlığı anlam taşımadı ömrüm boyunca.”
‘acaba’ ile başlayan her ihtimal karanlıktı. ama biz o ihtimallerin hep çok güzel, en azından mevcuttan daha güzel olduğunu düşünüyor, bu yanılgıyla kendi kendimizi yiyip bitiriyorduk. oysa karanlıkların içinde kötü senaryolar da olabilirdi, mevcut halimizi mumla aratacak senaryolar…
"Tahsilliyiz belki,iyi okullarda okuduk, sözüm ona kültürlüyüz, yetiştirdik kendimizi, paramız var, yabancı dilimiz var, görgümüz var. Ama çaremiz yok. Bu gerçek. Hepimiz çaresiziz."