En azından 18 e yeni gelenler veya sonrası için;
Küçüklere bir tavsiye verecek olsaydım şu olurdu; Hayatı anlamaya çalışmayın zaten o size öğretecek. Herşey hemen olsun demeyin. Büyümekte yavaş yavaş olacak, ileri yaşlar gelince herşey mükemmel olacak diye birşey yok. Mükemmel olsun ama öyle olması için sizin neleri yapmanız gerektiğini öğreneceksiniz Veya neleri yapmamanız gerektiğini. Herkese çok güvenmeyin, güven kolay bulunmaz. Herkes sizin iyiliğinizi düşünmez. Birde bir dönem olacak ki hep kendinize yükleneceksiniz. Aman en iyisini yapayım, aman zirvede olayım.. Düşmeyi de bilin! Kendinize şefkat göstermeyi unutacaksınız ama bunu daima hatırlayın. Acılarınızı bile hissetmeyeceksiniz belki ama duymayı bilin. Kendinizi duyun! Bunları ne kadar söylesem anlamayacaksınız tam manasıyla ama o dönemlere gelince hatırlayın olur mu? Neşeli olmayı bırakmayın. Gerektiğinde birine yaslanmayı bilin ama gerçekten iyi biri olduğunu düşündüğünüzde. Siz de insansınız ve duygularınızı yok saymayın. Ha birde insanları çok takmayın. Onlar herşeyi söyler. İyi de olsan kötü de olsan yine de olumsuz konuşacaklar. Duymayın onları siz kendinizin seveceği şekilde doğru şekilde davranın ve enerjiniz onlarla düşmesin...
1000Kitap
Kendini pskilog sanan zorbalar
Bir video gördüm kendini komik sanan bir kadın demiş ki videoda ; atlatın şu travmalarınızı yya! Anam şöyle yaptı babam böyle yaptı, iyi yaptı yapmış işte düzelmiyorlar ben düzeliyor muyum ki ailem düzelsin. Evet bir noktada söylenenler doğru ancak öyle aa hadi atlatalım ya bitti gitti diye bir şey yok. Seni dünyaya getiren ve bulunduğun yaşa kadar karakterini oluşturan, şekillendiren, tepkilerini dahi oluşturan tek etken ailedir. Ha peki ömür boyu aileyi mi suçlayacağız? elbette hayır. Zaten bir noktadan sonra artık kabulleniş ve çözüm arayışı başlar çünkü öğretilen şeylerin aslında olması gerekenler olmadığını kavramaya başlarsın. Bir gariplik, terslik sezersin hayır bu böyle olmamalı dersin ancak bu öyle hemen ya tamam yapmışlar işte ama geride kaldı unutayım gitsin denilecek bir durum değil. Ve kimsenin de bir başkasına fütursuzca bunları söylemeye hakkı yoktur. Bu basit gibi görünen cümleler dahi bir başkasına kendini yetersiz, aşağılık, hiçbir şeyi başaramamış biri gibi hissettirir. Kimsenin travması size dokunmadığı sürece sizi ilgilendirmez. İnsanlara öyle ekrana çıkıp da "ya bırak artık geçmişi, travmalarını, boşver takma" minvalinde cümleler kuramazsınız. Hele ki tavsiye istenmeden kesinlikle tavsiye veremezsiniz. Her insanın karakteri birbirinden farklıdır. Senin birkaç ayda atlattığın bir olayı başka biri 1 senede atlatabilir bu seni ilgilendirmez. Kimse kimsenin ekmeğini vermiyor her şey yeterince zorken hayatta kalmaya çalışan insanları yersiz ve şuursuz cümlelerle bu şekilde dibe çekemezsiniz. Ekran karşısına geçip, karşısındaki binlerce insanın ne yaşadığını bilmeden genel geçer, fütursuzca ahkam kesmek tam bir şuursuzluktur. Herkesin acı eşiği, psikolojik sağlamlığı ve hayat şartları bambaşkadır. Sizin için küçük bir tümsek olan şey, bir başkası için
Psikoloji
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Ümmetimin son zamanlarında birtakım deccaller, yalancılar ortaya çıkacak, sizin ve atalarınızın duymadığı sözleri size nakledecekler. Aman onlardan uzak durun; sakın ha sizi fitneye düşürüp yoldan çıkarmasınlar." (Müslim, Mukaddime, 6, 7, nr. 6, 7)
İslam
Mavi ay;
Bugün mavi ay var diyorlar aman kaçırmayın bir daha olmayacakmış. O kadar birşeylerin peşinden koşmayı bıraktım ki üzgünüm mavi ay , seni görmek için çabalayamam. Ne olurdu biraz kendiliğinden ansızın görünsen? Ha bu arada konu mavi ay değil. Anladınız zaten de.. Öyle işte, kaçırmamak için koşma! Belkide görmemen o şeyi daha iyidir. Belki senin koştuğun değil de sana ansızın gelen daha güzel olacaktır..
1000Kitap
YA HER GÜNAHTA BİR KORONALIK VARSA?
Derler ki: Hakikat Çekirdekleri'nde geçen bu sözü, Bediüzzaman, dönemin Ankara hükümetinin içki yasağındaki (Men-i Müskirat Kanunu) başarısı üzerine söylemiştir: "Desâtir-i hikmet, nevâmis-i hükûmetle; kavânin-i hak, revâbıt-ı kuvvetle imtizaç etmezse, cumhur-u avamda müsmir olamaz." Aynı dönemde Bediüzzaman Yeşilay'ın kurucuları içinde de yeralmıştır. İşgalci İngilizlerin teşvik ettiği bu kem alışkanlığı nasihatle de gidermeye çalışmıştır. Fakat nihayetinde 1. Meclis'in aldığı karar daha etkili olmuştur. Çünkü hükümetin aldığı kararın arkasında müeyyide vardır. Nasihatin müeyyidesi yoktur. Koronayla bunu da tecrübe ettik sanıyorum. Aslında her şey bir parça imana bakıyor. İçimizdeki taşları doğru şekilde döşedikten sonra dışımızdaki en kadim alışkanlıklar bile yerinden oynatılabiliyor. Arşimed'in dünyayı zıplatmak için aradığı dayanak noktası bizde. İçimizde. Şundan birkaç ay önce kim sokakların bu hale geleceğini öngörebilirdi? Hele sokağa çıkma yasağını bizzat halkın talep eder hale geleceğini? Normalde isyan çıkarırdı böyle yasaklar. Şimdi hiç öyle bir hava yok. Hattâ uymayanları gördüğümüz zaman "Cık, cık, cık"lanıyoruz. Maske takmayanlarla kavga ediyoruz. Fazla yakınımızda duranlarla da. Bu îtikadın gücüdür. Lâkin, aman, sakın, aldanmayalım. İnsan îtikadından ibaret de değildir. [...] __Her ilim dalının terminolojisi aslında bir açıdan aksiyomudur. Kelimenin o ilim dalı konuşulurken/yazılırken "bundan sonra geleceği anlam" belirlenmiş olur. Lûgatçeden kopulur. Hatta bazen zıtlaşılır. "Ağacın kökü"nden bahsedilirken anlaşılanla bir "sayının kökü"nden bahsedilirken anlaşılan aynı şey değildir. Yine halk arasında kullanılan "tevatür" kelimesiyle hadîs ilminde kullanılan "tevatür" kavramının karşılıkları aynı değildir. Hatta bu ikisi neredeyse zıttırlar.
İtikad ve İmân
Sanat, aman ha! Dinsiz işi Sanatçı mı? günahkar kişi! Sevda ve aşk, namuzsuz işi Bunu diyen de gavat bir kişi ramazan