Freud, Michelangelo'nun Papa II. Julius için yapmayı planladığı anıt kabrin bir parçası olarak yonttuğu Musa heykelinde, anlatılanların ötesinde hep başka bir dinamizm ve ruh halinin varlığını düşünmüştür. Burada sergilenen Musa, dinginlik içinde gösterilmiş; ancak, söylencelere göre, dinginliğin birden gürültüyle bozulduğu o ünlü an gelince, Musa başını çevirip karşısında altın buzağıya tapanları görmüş, ayağa fırlayıp kalkmasmı sağlayacak bir konum almış, sağ eli levhaları bırakarak, yukarıya uzanıp sakala gömülmüş, duyulan öfke âdeta sakaldan çıkarılmak istenmiş; ancak, sıkıca kavranamayan levhalar öne-aşağıya doğru kaymaya başlamış (...)
San Pietro in Vincoli kilisesinde bulunan ve heykel sanatının başyapıtı olarak tanımlanan Musa'yı, Michelangelo oturur konumda yapmıştır. Vücut ileriye yönelik, gözler ve gür sakalla donanmış baş sola dönük, sağ ayak yere basmakta, topuk kısmından kalkık sol ayak ancak parmak uçlarıyla yere dokunmaktadır, levhaları tutan elin parmakları sakalla bir bağlantı içinde bulunmakta, sol el ise kucakta hafifçe karın bölgesini bastırmaktadır. Burada Musa, yaşamının olabildiğince önemli bir anında yakalanmıştır. Bu sahne, Musa'nın yasa levhalarını, Tanrı'dan alarak Tur-u Sina'dan indiği ve Yahudilerin kendi yokluğunda, altın buzağı yapıp, çevresinde hora teptikleri, sevinç çığlıkları attıklarına tanık olduğu andır. Musa'nın bakışları, karşısındaki bu manzaraya yöneliktir. Musa, puta tapmanın yanılsamasına yeniden kavuşur kavuşmaz, bayram yapan ayak takımmdan insanlara aşağılayıcı bir tarzda bakmaktadır. Bu manzaradır ki, Musa'nın yüz çizgilerinde yansıyan duyguların içinde doğmasına, bu dev yapılı kişinin hemen alabildiğine güçlü bir eylem içine sürüklenmesine yol açmıştır. Michelangelo, işte bu son duraksamayı, fırtınadan önce